Akupunkturun Modern Tıbdaki Yeri

Sağlıkta hangi yöntem olursa olsun tababetin yani tıbbın var olmasının ana sebebi insandır.

Akupunkturun Modern Tıbdaki Yeri

Akupunkturun Modern Tıbdaki Yeri

Uzm. Fzt. Hakan Özdemir

Nüzhet Ziyal Tıp Akedemisi

Sağlıkta hangi yöntem olursa olsun tababetin yani tıbbın var olmasının ana sebebi insandır. Ama tıbbın var olmasının ana sebebi olan insan, sağlıktaki teknolojik gelişmelerle birlikte artık neredeyse cihaz ve malzeme deposuna dönüşen hastanelerde, sağlığın “öznesi” değil birer “nesnesi” durumunda kalmaya başladı. Öyle ki, birbirinden görkemli, birbirinden göz kamaştırıcı mekanik cihazlarla donatılan hastaneler adeta birer tamirhane, insanlar da tamir edilmeye mahkûm birer makine konumuna geldiler.

Hani bazen alakasız konularda, yarı alaycı kullandığımız “eğitim şart” gibi kullanılan bir diğer cümle de “tıp çok ilerledi” sözüdür.

Peki, tıp gerçekten ilerledi mi?

Evet, hem de akıl almaz bir çılgınlıkla.

Ama bütün bu uğraşıya rağmen o görkemli cihazlarla hücreler arası saniyede otuz bin iletişimin zerresine vakıf olunamadı. Geçmek bilmeyen migren ağrılarının sebebi bulunamadı. Eklemleri tutan iltihaplanmalar sebebiyle deforme olan el ve ayak parmakları kurtarılamadı, Meniere Sendromu sebebiyle baş dönmelerinin önüne geçilemedi, alerji yok edilemedi… Aksine her geçen gün artış gösterir oldu… Hatta buna bağlı olarak yeni yeni hastalıklar türedi ve türemeye devam ediyor…

Daha aklınıza gelebilecek birçok kronik vaka ve sendrom karşısında çaresiz kalındı…

Sağlığa ulaşmak ve devlet desteği

Önü alınmaz bu çılgın gelişim, gün geçtikçe sağlıkta hizmeti pahalılaştırdı ve gelir seviyesi yüksek gruplar dışında, topluma hizmet veremez hale geldi. Bir cümlede özetlenecek olursa tıbbın ilerlemesi insan sağlığından çok bu sektörün büyümesine, pahalılaşmasına, gün geçtikçe erişilmez olmasına neden oldu.

Çok şükür ki pahalılaşan sağlık sistemine devletimizin tam desteği sayesinde biz ulaşabiliyoruz. Ama bazı Avrupa ülkeleri ve ABD’de dahi durum bizdeki kadar iyi değil. Oralarda insanlar kronik hastalığa yakalandıklarında işleri maddi olarak gerçekten çok zor.

İnsan makine değil ki

Oysa hiç de abartmadan sadece insanın vücudunu bir bütün olarak değerlendiren ve insanı makine gibi değil de “insan” gibi gören bir tedavi yöntemi vardı.

Bu yöntem 5000 yıldan beri özünde hiçbir değişikliğe gitmemiş ve o zamandan bu zamana özünden hiçbir şey kaybetmemişti. Üstelik o trilyonluk cihaz ve malzemelerin çözüm bulamadığı yüzlerce hatta binlerce vakaya mütevazı iğneleriyle fayda sunabiliyordu.

Daha da enteresanı, modern tıbbın kimi temsilcileri bu “sade” tedavi yöntemini küçümseyerek hatta karalayarak önermese de insanlar onulmaz dertlerine şifa için bu yönteme yöneliyordu.

Bazı vizyon sıkıntısı olanlar kendileri iyi edemediği gibi, iyi edenlere de göndermek istemiyorlar, daha da enteresanı, edenin nasıl iyi ettiğini bir sağlıkçı olarak merak bile etmiyorlardı. Hâlâ da merak edenlerin sayısı etmeyenlere göre devede kulak misali…

Batı yanlıştan döndü

Bu yönteme önceleri ABD’de “şarlatanlık” diyenler, tedavide başarısız kaldıkları hastaların bu yönteme yönelmeye başladığını görünce, mecburen bu yöntemi de bünyelerinde bulundurmaya başladılar. Tabii adını kibar bir şekilde değiştirip “komplamenter tedavi” veya “yardımcı tıp” diye adlandırdılar.

Avrupa’da ve Amerika’da enstitüleri kuruldu. Çünkü hastalar artık öncelikle bu yöntemi istiyordu.

Türkiye’de de 1970’li yıllarda filizlenen bu yöntem, her ne kadar yurt dışına giden ve orada bu yöntemi bilen zengin iş adamları, bürokratlar, siyasiler vb. tarafından kullanılıyorsa da, 90’lı yıllardan itibaren yavaş yavaş halkın da istifadesine sunulmaya başlandı.

Dünya Sağlık Teşkilatı’nın 1974’te kabul ettiği bu yöntemi, Sağlık Bakanlığımız da 1991’de kabul etmişti. Her ne kadar tedavi ücreti, Batı’daki gibi sosyal güvence kapsamına henüz alınmasa da insanlar, sağlığı için ücretini cebinden de ödemeye razıydılar. Ve yine devletimize teşekkür ediyoruz ki bu konuda Sağlık Bakanlığı GETAT Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama Merkezleri kurdu… Bu merkezlerde uygulamaları yapılabilen yöntemlerden biri işte yukarıda anlattığımız yöntem olarak AKUPUNKTURdur.

Nixson Çin’e gidince

Akupunktur geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısında 1972 yılında ABD Başkanı Nixon’un Çin’i ziyareti sonrası ABD’de ve Avrupa’da yayılmaya, yüzyılın sonlarına doğru da ülkemizde uygulanır olmaya başladı.

Eğer İngilizlerin yapmış olduğu arkeolojik araştırma olmasaydı, belki açıklamamız hamaset olarak değerlendirilebilirdi. Ancak İngilizlerin yapmış olduğu arkeolojik bir araştırmaya göre, akupunkturu ilk defa Türklerin kullanmaya başladığını görüyoruz. Şu anda Azerbaycan’da ve diğer Türk devletlerinde halen yaygın olarak kullanılıyor.

Biz Orta Asya’dan göç ederken oradaki birçok geleneğimizi göreneğimizi unuttuğumuz gibi, bu tedavi yöntemini de unutmuşuz. Ama Çinliler Türklerle birlikte uyguladıkları bu yönteme asırlar boyu unutmadan sahip çıkmışlar. Biz her şeyimizi Batı’dan öğrenmeye alıştığımız için, bu yöntemi de önce Batılılar Çin yöntemi diyerek benimsemişler, biz de geri dönüp Batılılar gibi “Çin’den gelen tedavi yöntemi” diyerek tekrar bu yöntemi ucundan kıyısından merak etmeye başlamışız.

Burada yeri gelmişken İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nil Sarı hocamızın bir tespitini de paylaşmakta yarar var:

Türk tıbbının birinci ilkesi: Zarar verme

Bazıları diyorlar ki, bizde tıp Batıdaki kadar niye gelişmedi. Türkler tıbba neden katkı yapmadı? Bir Pastör, bir bilmem kimimiz niye yok? Hayır, hiç de öyle değil. Türklerin tıbba oldukça büyük katkıları var. Geçmişte olduğu gibi yakın zamanda da bir Hulusi Behçetlerimiz, Akil Muhtar Özden gibi nice hekimlerimiz var. Ama ben bu elyazmalarını ve arşivleri karıştırırken bir şey gördüm. Bütün belgelerde gördüğüm aynı şey var: “Bilinmeyen tedavileri hastanız üzerinde denemeyin. Dolayısıyla hastanıza zarar vermeyin” Türk tıbbının birinci ilkesi, insana zarar vermemek. Bilgi öğreneceğim diye bir insanı denek olarak kullanmamak. Hâlbuki bu Batıda çok farklıydı. Onlar deneme amaçlı bakıyorsunuz köpekten insana kan nakli yapabiliyor ve o insan ölebiliyordu. Farklı bir yaklaşımdı. Tabii bu etik kurallar Batıda daha yeni yeni getirilmeye başlanıyor. 19. Yüzyılda temelleri atılan tıp ile İslami tıp ve geleneksel tıp çok farklı. Çünkü birinde teknoloji diğerinde felsefe hüküm sürüyor. Hint ve Çin tıbbında da bir takım felsefe izlerini görüyoruz. Bütün alternatif tedavilerin ortak prensibi şudur. Onlar daha koruyucu daha az zarar verici.

Bu bağlamda akupunkturu da Türklerin bulduğu tartışılıyor. Ama Türklerin hep kullandığı çok kesin.

İşte özünde bizim yerli ve milli tedavimiz olan akupunkturla, ameliyat gibi acil travma, acil zehirlenme gibi vakalar haricinde hemen her rahatsızlığa çare vardır.

Akupunktur ile tedavi edilen hastalıklar

Akupunkturla tedavi edilen hastalıklar her geçen gün daha da artmaktadır.

*Önceleri akupunktur koroner kalp hastalıklarında, kalp ritim bozukluklarında, kolesterol yüksekliğinde, gut hastalığında, artrozlarda, Behçet hastalığında, boyun fıtığında vs hiç düşünülmüyordu. Oysa şimdi yaygın olarak kullanılıyor.

*Yine bilhassa yaralanma, yırtılma, menüsküs yırtığı, romatoid artrit, ameliyat yara ve sekel izlerinin, cilt kırışıklıklarının onarım ve tamirinde, selülitte oldukça iyi neticeler alınmaktadır.

*Sütü gelmediği için bebeğini emziremeyen annelerin sütü veya sütü bol annelerin sütü akupunktur tedavisiyle düzene gelmektedir.

*Hamilelerde mide bulantısı, baş ağrısı gibi şikâyetler akupunktur tedavisiyle yok olmaktadır.

*Sık sık grip, nezle, anjin, farenjit, kulak iltihabı olan çocuklarda bağışıklık sistemleri kuvvetlendirilip, bu hastalıklara yakalanma riski oldukça azaltılmaktadır.

*Stres, gerilim, yüksek tansiyon düzelir.

Akupunktur, tedavi etme sanatıdır

Akupunktur vücudun bilimsel olarak belirlenmiş noktalarını, özel kılcal iğneler batırılarak veya lazer ile uyarılarak rahatsızlıkları tedavi etme sanatının adıdır. Akupunktur tarihin en eski devirlerinden beri bilinen temel tedavi metotlarından biridir. En az beş bin yıllık bir geçmişi olduğunu biliyoruz. Tedavide kullanılan iğneler değişik zamanlarda altın, gümüş, bakır, çelik, krom gibi madenlerden olagelmiştir. Biz günümüzde çelik iğneler kullanıyoruz.

Türkiye’de akupunkturu ciddi olarak ilk uygulayan Uz. Dr. Nüzhet Ziyal hocamızdır. Kendisi 1970’li yıllarda akupunkturu merak ediyor. Bu konuda bilimsel araştırmalar yapmak üzere Japonya’ya, sonra Çin'e gidiyor, dünyanın değişik ülkelerini gezerek öğrendiği bilgilerle kendi sistemini kurup yaygınlaştırıyor.

Akupunktur tedavisi sağlığın hangi alanlarında uygulanıyor?

Akupunkturun tedavide ilgilenmediği alan yok. Başta romatizmal hastalıklar olmak üzere alerji, astım, sinüzit, migren, kireçlenme, bağırsak rahatsızlıkları, kabızlık, yorgunluk, yüksek tansiyon, kolesterol, uyku bozuklukluları, sabah yorgunluğu vs. gibi geniş bir yelpazede akupunktur tedavisi başarıyla uygulanıyor ve yüz güldürücü sonuçlar elde ediliyor.

Akupunkturun tedavi etmeye yardımcı olduğu hastalıklara bakınca geniş bir perspektif görüyoruz. Peki, 1993’ten günümüze kadar akupunktur neden gereken ilgi ve talebi göremedi?

Akupunktur ülkemizde sosyal güvenlik sistemi kapsamında olmayan özel bir tedavi yöntemidir. Dolayısıyla ister istemez ekonomik yönden belirli bir zümreye hitap etmektedir. Buna rağmen modern tıbbın çözüm bulamadığı hastaların arayışları ve akupunktur gibi alternatif tedavilere yönelmeleri sonucu günümüzde hastaneler de akupunktur uygulama bölümleri açmaya ve hastalarına bu hizmeti de sunmaya başlamışlardır. Sağlık Bakanlığı da resmi olarak isteyen hastaya akupunktur tedavisi olma hakkı tanımıştır. Maraş Akupunktur ise akupunktur tedavisini halkımızdan her kesiminin yararlanması ve kolay ulaşabilmesi için kolaylaştırmıştır.

Akupunkturun etkileri

 Akupunktur aynı zamanda koruyucu bir tedavidir. Temelde bağışıklık sistemini güçlendirir ki bu çok önemli bir artı değerdir. Akupunkturun temel mekanizmasını sıralarsak:

1-Ağrı kesici etkisi

2- Kök hücre sayısını arttırarak bağışıklık sistemini güçlendirmesi

3-Sakinleştirici etkisi.

4-Otonom sistemi düzenlemesi

5-Kas sistemini güçlendirmesi.

Akupunkturda bu derece geniş bir etki sistemi mevcuttur. Mesela boyun fıtığı şikâyetiyle gelen 100 kişiye ameliyat önerilse biz akupunktur tedavisiyle bu yüz kişiden en az 95'ine ameliyat yaptırtmayız. Romatoid Artrit ülkemizde yaklaşık 600 -700 bin kişide var ve sürekli tedavi görmek zorundalar. Ama aldıkları ilaçların karaciğer, böbrek gibi organlarda yan etki olarak tahribat yaptığı bilinen bir gerçek. Bu hastalara akupunktur uygulandığında önemli bir kısmının daha az ilaç kullanmasını sağlamış oluruz.  Bir kısmının ilaç kullanımını en aza indirerek ilaçların yan etkisini azaltmış oluruz, hatta bazılarının zamanla normale gelmesini sağlamış oluruz ki bunlar insan sağlığında çok önemli bir artı değerlerdir.

Televizyonlarda, reytinge kurban edilen akupunktur

Kimi sunucular da reyting uğruna magazin penceresinden bakıp akupunkturu hokuspokus gibi göstermek istiyor, akupunkturu sigarayı bıraktırma veya zayıflama gibi konularda uygulanan yöntem gibi göstermeye çalışıyorlar. Kaldı ki akupunktur fazla kiloyu zayıflatıyorsa tedavi edemediği hastalık yok demektir. Çünkü aşırı kilo tıbbın bütün branşlarının ilgi sahasına giren komplike bir rahatsızlıktır. Hastanın solunum, sindirim, dolaşım sistemleri düzelmeden, immün sistemi düzelmeden, hormonal sistem düzelmeden düzene girmesi ve kalıcı zayıflaması mümkün olabilir mi? Ama siz iştah kesici noktaları akupunkturla uyarıp geçici zayıflatırsanız hasta tekrar kilo alınca bu defa akupunktur “zayıflatıyor ama yeniden kilo alınıyor” denilerek başarısız bir yöntem gibi değerlendirilir.

Ne olmuştur? Ekranlara çıkılan o furya dönemlerde sağlıkta çok önemli bir yeri olan akupunktur tedavisi yanlış anlatım ve tanıtım sebebiyle ülkemizde yanlış anlaşılmış yara almıştır.

İsmail Maraş hocamız 1995’te kemik erimesini tedavi ettiği bir çocuğun 1995 yılında ilk defa Dünya Akupunktur Kongresinde akupunkturla idiopatik osteoporoz tedavisi tebliğini sundu. Biz bunları yaptık ama maalesef bu yaptıklarımız medyanın magazin bekleyen tozpembe kanatlarında yer bulmadı.

Biz sadece bu güzel tedavi yönteminden daha çok insanımızın yararlanamadığına üzülüyoruz, yoksa bugüne kadar 50 bin hastaya bakmış durumdayız ve bu hastalarımız rahatsızlandıkları zaman ilk önce bizi aramaktadır. Bugün boyun fıtığı sebebiyle ameliyat masalarında insanlar hâlâ bıçak altına yatıyor. Bugün migren ağrıları sebebiyle insanlar kutu kutu ilaç tüketiyor. Bugün Romatoid Artrit sebebiyle nice insanımız ateşli ağrılarla ellerinin deforme olmasıyla kahroluyor. Yine bugün ayaklarda üşüme yaşayanlar derdine bir türlü kalıcı çözüm bulamıyor. Ama bu insanların büyük çoğunluğunun akupunktur tedavisinden haberi yok. Dolayısıyla bu insanların böyle etkili ve üstelik yan etkisiz bir tedaviden haberinin olmayışının vebali biraz da o magazin furyasında soru soran bazı sunucular kadar, onların acemice heyecanına garnitür olan, tedavinin doğrusunu anlatmak yerine ekranda şov yapmayı kısa dönemin kârı olarak gören bir kısım sağlıkçıda da değil midir?

mail: fzthozdemir@gmail.com

instagram: fzt.hakanozdemir

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner18