<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>yenimetropol.com</title>
    <link>https://www.yenimetropol.com</link>
    <description>Türkiye'nin Yerel Haber Sitesi</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.yenimetropol.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 03 May 2026 13:21:41 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.yenimetropol.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Okullarda şiddet alarm veriyor!]]></title>
      <link>https://www.yenimetropol.com/okullarda-siddet-alarm-veriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenimetropol.com/okullarda-siddet-alarm-veriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Suça sürüklenen çocuk oranında artış eğilimi var!

Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki bir liseye düzenlenen silahlı saldırıda 10 öğrenci, 4 öğretmen, 1 polis ve 1 kantin işletmecisi olmak üzere toplam 16 kişi yaralandı. Okulun eski öğrencisi olan saldırgan ise olay sonrası intihar etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Son dönemde okullarda artan şiddet olaylarını değerlendiren Dr. Berat Dağ, “Özellikle 15 ila 17 yaş aralığındaki çocuklarda cinayet, yaralama, tehdit, uyuşturucu kullanımı ve hırsızlık gibi suçlara yönelmede son dönemde bir yoğunluk olduğu belirtilebilir.” dedi.</strong></p>

<p>“Çocukların şiddet düzeyinin azalmasında ailelerin ve okulların koordineli bir şekilde hareket etmesi kritiktir.” diyen Dr. Dağ, gençlerin toplumun sürekliliğini sağlayan en önemli grup olduğunu, çözümün kuşaklar arası gerilimi derinleştirmekte değil, anlamaya çalışmakta olduğunu söyledi.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden Dr. Berat Dağ, son dönemde okullarda artan şiddet olaylarını değerlendirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>15 ila 17 yaş aralığındaki çocuklarda suça yönelmede artış var</strong></p>

<p>İstatistiksel veriler üzerinden genel tabloyu yorumlayan Dr. Dağ, “İstatistiksel verilere bakıldığı zaman suça sürüklenen çocukların oranında çok ciddi bir yükseliş eğilimi olduğunu görmek mümkündür. Dolayısıyla özellikle 15 ila 17 yaş aralığındaki çocuklarda cinayet, yaralama, tehdit, uyuşturucu kullanımı ve hırsızlık gibi suçlara yönelmede son dönemde bir yoğunluk olduğu belirtilebilir.” dedi.</p>

<p><strong>Okul iklimi güven ve adalet üzerine inşa edilmeli</strong></p>

<p>Okul ikliminin şiddet oranları üzerindeki etkisine dikkat çeken Dr. Dağ, “Okullardaki yönetici, öğretmen ve öğrenci ilişkilerinin güven ve adalet üzerine inşa edilmesi elbette ki çok önemlidir. Öğrencilerin eğitim-öğretim süreci boyunca güven, sevgi, saygı ve adalet gibi değerleri tam anlamıyla içselleştirmesi gereklidir.” diye konuştu.</p>

<p>Rehberlik servisleri ve psikolojik danışmanlık birimlerinin etkinliğine de değinen Dr. Dağ, “Burada rehberlik ve psikolojik danışmanlık birimlerinin etkin bir şekilde bu süreci yürütmesi söz konusudur. Ayrıca eğitimin temel bir toplumsal kurum olması hasebiyle bu birimlerin okulda eğitim alanında uzmanlaşmış sosyologlarla çalışması ihtiyacı da gündeme gelmelidir. Bu iş birliği bağlamında ilgilenilen öğrenci sayısını azaltacak atamalar yapıldığında okuldaki şiddet temelli sorunlar azalabilir.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Aile ve okul eşgüdümlü hareket etmeli</strong></p>

<p>Aile içi iletişim biçimleri ve ebeveyn tutumlarının okul şiddetine etkisine ilişkin değerlendirmesinde Dr. Dağ, “Diğer toplumsal kurumlarda olduğu gibi, aile ve eğitim kurumu da eşgüdümlü bir etkileşim dâhilinde süreklileşir. Yani ailelerinde dengeli bir ilişki düzeyi sürdürülmediği zaman çocuklar benzer dengesiz eylemlerini okulda da gerçekleştirebilir. Yine tersinden okulda şiddet temelli bir yaşamı içselleştiren çocukların yaşadığı aile ve ileride kendi kuracağı ailede sağlam bir ilişki biçimi inşa etmesi güçleşir. Dolayısıyla çocukların şiddet düzeyinin azalmasında ailelerin ve okulların koordineli bir şekilde hareket etmesi kritiktir.”</p>

<p><strong>Toplumsal kutuplaşma gençleri doğrudan etkiliyor</strong></p>

<p>Toplumda artan kutuplaşma ve öfke dilinin gençler üzerindeki etkisine de değinen Dr. Dağ, “Toplumsal düzeyde yoğunlaşan bir kutuplaşma sürecinden söz etmek mümkündür. Bugün hemen her konuda bireylerin ve grupların uzlaşmaz taraflar haline geldiği örnekler çoktur. Bu da insanların güvensizlik, korku, öfke, sevgisizlik ve saygısızlık temelli şedit yönelimlere hızla yönelebildiğini göstermektedir. Gençlerin bu toplumun önemli parçalarından biri olduğu fark edildiğinde mevcut şiddet sarmalından etkilenmemesi düşünülemez.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Siber zorbalık ile fiziksel şiddet arasında karşılıklı bir bağ var</strong></p>

<p>Siber zorbalık ile okul içi fiziksel şiddet arasındaki ilişkiye ilişkin olarak ise Dr. Dağ, “Siber zorbalık ve okul içi fiziksel şiddet arasında birbirini karşılıklı bir şekilde etkileyen bir bağ olduğu düşünülebilir. Bu bağlamda siber ortamda zorbalık yapmayı normalleştiren birinin fiziksel şiddete de başvurması beklenebilir. Aynı şekilde sorunlarını fiziksel şiddetle çözmeye çalışan bireylerin siber zorbalığa yönelme ihtimali de güçlüdür.” dedi.</p>

<p>Tekil vakalar söz konusu olsa dahi her iki alanda da önleyici politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Dr. Dağ, “Diğer taraftan bu ihtimaller gerçekleşmese dahi tekil olarak fiziksel şiddeti olduğu kadar siber zorbalığı da önleyici tedbirler almak şarttır.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Gençleri yargılamak yerine anlamaya çalışmak gerekiyor</strong></p>

<p>Gençlerin toplumun sürekliliğini sağlayan en önemli grup olduğunu vurgulayan Dr. Dağ, “Gençler, toplumsal sürekliliği sağlayan en önemli gruptur. O bağlamda toplumların geleceğinin şekillenmesinde gençlerin şu anki durumu belirleyici olacaktır. Dolayısıyla toplumda süregelen kuşaklar arasındaki arzu uyuşmazlıklarının nedenlerini yargılamaktan çok anlamaya çalışmak sahici bir adım olabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenimetropol.com/okullarda-siddet-alarm-veriyor</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 17:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenimetropolcom.teimg.com/crop/1280x720/yenimetropol-com/uploads/2026/04/i-m-g-2762.jpeg" type="image/jpeg" length="40016"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Merak duygusunu canlı tutmak ve iyi beslenmeyle hafızayı korumak mümkün!]]></title>
      <link>https://www.yenimetropol.com/merak-duygusunu-canli-tutmak-ve-iyi-beslenmeyle-hafizayi-korumak-mumkun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenimetropol.com/merak-duygusunu-canli-tutmak-ve-iyi-beslenmeyle-hafizayi-korumak-mumkun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Unutkanlığın hepimizin karşılaştığı bir durum olduğunu belirten uzmanlar, ancak doğru yöntemlerle hafızayı güçlendirmenin mümkün olduğunu söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hafızanın motivasyon ve ilgiyle şekillendiğini dile getiren Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Zorunlu olarak öğrenilen bilgiler kalıcı olmaz. Merak, motivasyonu tetikleyen bir şey. Merak varsa insan her türlü şeyi öğrenmeye çalışıyor ve bütün derinliğini öğreniyor. O zaman unutması da zor oluyor.” dedi. Anılar sabit olmadığını, zamanla yeniden kurgulandığını ve travmaların özel bir şekilde kaydedildiğini vurgulayanProf. Dr. Sultan Tarlacı, beyin sağlığı için Omega-3 ve antioksidan açısından zengin besinler tüketilmesi gerektiğine dikkat çekti.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><img alt="" height="401" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2026/04/i-m-g-2753.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></strong>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, unutkanlık hakkında açıklamalarda bulunarak hafızayı geliştirmeye yönelik öneriler paylaştı.</p>

<p><strong>Hafızayı oluşturan esas unsur motivasyondur</strong></p>

<p>Herkesin biyolojik olarak farklı özelliklere sahip olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Biyolojik olarak nasıl elimiz, yüzümüz, kolumuz farklıysa beynimizin de belirli alanlarında farklılıklar var. Hafıza ya da bellek dediğimiz şey de kişiden kişiye değişebiliyor. Ancak hafızayı oluşturan esas şey motivasyon ve ilgi alanıdır. Önce ilgilenilen konu hakkında motive olmak gerekiyor.” dedi.</p>

<p><strong>Merak öğrenmeyi kalıcı hale getirir</strong></p>

<p>Zorunlu olarak öğrenilen bilgilerin kalıcı olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarlacı, “Merak olması gerekiyor. Merak, motivasyonu tetikleyen bir şey. Merak varsa insan her türlü şeyi öğrenmeye çalışıyor ve bütün derinliğini öğreniyor. O zaman unutması da zor oluyor.” dedi.</p>

<p>Unutmayı da küçümsememek gerektiğini sözlerine ekleyen Prof. Dr. Tarlacı, “Eski bir söz var, ‘Tanrıya şükür, unutmak iyi ki var ve zorunlu.’ diyor. Çünkü unutmazsak birçok acı aynı canlılığını korurdu. Birçok sıkıntı aynı canlılığıyla tekrar tekrar hafızamıza gelirdi. İnsan doğası gereği unutuyor. Hatta çok unutuyoruz. Bireysel olarak da toplumsal olarak da unutuyoruz. Toplumsal bir hafıza da var. Yazılıysa buna tarih deniyor. Öte yandan tarihin ne kadar tartışmalı olduğunu hepimiz biliyoruz. Herkesin yazdığı tarih farklı. Hafızanın ne kadar uçucu olduğunu, yeniden inşa ederken ne kadar yanıldığımızı gösteriyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Anılar yeniden kurgulanarak hatırlanır</strong></p>

<p>Hafızanın bilgisayar gibi olmadığını ve anıların dosyalar şeklinde geri gelmediğini dile getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “O an içinde bulunduğunuz koşullar, geçmişte anıyı yaşadıktan sonra üzerine eklenen yeni duygular, bilgiler ya da çıkarım yöntemleri zihinsel geçmişteki anınızı değiştiriyor. Yani onu yeniden kurgulayarak geri getiriyorsunuz. Anılarda yeniden kurgulama yapabildiğimize göre bu durum insanın iyileşmesine de yardımcı oluyor olabilir. Bilişsel terapiler vardır. Kişinin düşünce zincirini değiştirmeyi içerir. Bazen yanlış anılar ekleriz.” dedi ve sözlerine şöyle devam etti:</p>

<p>“Bu sebeple görgü tanıklıklarının kameralara göre güvenilmez olduğunu gösteren çalışmalar var. Kamera olayı birebir kaydediyor. Ama biz kurguluyoruz. Çünkü beyin esnek, yumuşak, akışkan. Zaman içerisinde değişiyor ve bu değişim anıları geri çağırırken boşluklara neden oluyor. O boşluklar bizi rahatsız ediyor. ‘Orada bir şey olması gerekiyor’ deyip onu başka bir şeyle dolduruyoruz. Böylece anınız değişiyor.”</p>

<p><strong>Travmalar farklı şekilde kaydedilir</strong></p>

<p>Beyindeki amigdala ve hipokampüs arasındaki güçlü bağa dikkat çeken Prof. Dr. Tarlacı, şiddetli travmaların hafızaya çok daha güçlü şekilde kazındığını söyledi. Bu durumun, travma sonrası stres bozukluğuna yol açabildiğini belirtti.</p>

<p><strong>Unutkanlığı azaltmanın en etkili yolu tekrar</strong></p>

<p>Bilgilerin kalıcı hale gelmesi için tekrarın şart olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarlacı, “Öğrenilen bilgilerin ilk gün, bir hafta ve bir ay sonra tekrar edilmesi hafızayı güçlendirir.” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenimetropol.com/merak-duygusunu-canli-tutmak-ve-iyi-beslenmeyle-hafizayi-korumak-mumkun</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 14:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenimetropolcom.teimg.com/crop/1280x720/yenimetropol-com/uploads/2026/04/i-m-g-2753.jpeg" type="image/jpeg" length="26412"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çekmeköy Devlet Hastanesi’nde Çocuk Acil Servisi Hizmete Açıldı]]></title>
      <link>https://www.yenimetropol.com/cekmekoy-devlet-hastanesinde-cocuk-acil-servisi-hizmete-acildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenimetropol.com/cekmekoy-devlet-hastanesinde-cocuk-acil-servisi-hizmete-acildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İSTANBUL / ÇEKMEKÖY – Çekmeköy Devlet Hastanesi bünyesinde kurulan Çocuk Acil Servisi, düzenlenen törenle hizmete açıldı. İlçede çocuklara yönelik acil sağlık hizmetlerinin güçlenmesini amaçlayan yeni birim, vatandaşlardan da yoğun ilgi gördü.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Açılışta konuşan İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, İstanbul’un sağlık alanında dünyanın önde gelen şehirlerinden biri haline geldiğini belirterek, 2025 yılı verilerine dikkat çekti. Güner, kentte 207 milyon muayene ve 2 milyon 600 bin ameliyat gerçekleştirildiğini ifade ederek, “İstanbul, yalnızca kendi nüfusuna değil Türkiye’nin her yerinden gelen vatandaşlara ve yabancılara da sağlık hizmeti sunuyor” dedi.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><img alt="" height="400" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2026/01/i-m-g-0910.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></strong>Çekmeköy Devlet Hastanesi’nin yenilenen yapısıyla modern imkanlar sağladığını vurgulayan Güner, ilçede çocuk yoğun bakım ve çocuk polikliniklerinin ardından çocuk acil servisi ihtiyacının da karşılandığını söyledi. Güner, yapılan istişarelerin ardından doktorlarla birlikte 15 gün gibi kısa bir sürede bu birimin hizmete alındığını kaydetti.</p>

<p><img alt="" height="400" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2026/01/i-m-g-0911.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" />Açılış programında konuşan AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir ise ilçede yapılan değerlendirmeler sonucunda böyle bir ihtiyacın net şekilde ortaya çıktığını belirterek, yeni servisin Çekmeköy için önemli bir kazanım olduğunu dile getirdi. Özdemir ayrıca Sağlık Bakanlığı’nın İstanbul genelinde sağlık yatırımlarını sürdürdüğünü ifade etti.</p>

<p><img alt="" height="400" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2026/01/i-m-g-0909.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" />Konuşmaların ardından Çocuk Acil Servisi’nin açılış kurdelesi kesilerek yeni birim resmen hizmete başladı.</p>

<p><img alt="" height="400" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2026/01/i-m-g-0908.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" />Törene, Vali Yardımcısı Hasan Gözen, Çekmeköy Kaymakamı Resul Çelik, Çekmeköy Devlet Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Gökhan Yaprak, sağlık çalışanları ve vatandaşlar katıldı.</p>

<p><img alt="" height="400" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2026/01/i-m-g-0914.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenimetropol.com/cekmekoy-devlet-hastanesinde-cocuk-acil-servisi-hizmete-acildi</guid>
      <pubDate>Wed, 14 Jan 2026 14:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenimetropolcom.teimg.com/crop/1280x720/yenimetropol-com/uploads/2026/01/i-m-g-0913.jpeg" type="image/jpeg" length="40360"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sosyal medya yasağı çocukları korur mu?]]></title>
      <link>https://www.yenimetropol.com/sosyal-medya-yasagi-cocuklari-korur-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenimetropol.com/sosyal-medya-yasagi-cocuklari-korur-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[15 yaş altı çocuklara sosyal medya yasağı getirilmesinin gündeme gelmesinin ardından uzmanlar, yasağın yalnızca teknik bir düzenleme değil; çocuk ve ergen ruh sağlığını doğrudan ilgilendiren çok katmanlı bir müdahale alanı olduğunu söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocuk ve ergenlerin beyin gelişimleri nedeniyle sosyal medyanın risklerini yetişkinler gibi değerlendirebilecek durumda olmadıklarını aktaran Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü “Yaş temelli düzenlemeler bir güvenlik bariyeri oluşturabilir; ancak bu bariyerin tek başına yeterli olmadığı unutulmamalı.” değerlendirmesini yaptı.</strong></p>

<p><strong><img alt="" height="340" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2026/01/i-m-g-0825.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></strong>Erken yaşta ve denetimsiz sosyal medya kullanımının, çocuklarda kaygıyı artırırken benlik algısını zayıflattığını, dikkat ve uyku sorunlarını da beraberinde getirdiğini vurgulayan Çocuk-Ergen Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım ise tek başına uygulanan katı yasakların, çocukların merak duygusunu artırarak gizli ve denetimsiz kullanımı teşvik edebileceğine dikkat çekti. Yıldırım, “Yasaklar sınır koyabilir; ancak gerçek koruma, çocuğun bilinç kazanması, destekleyici ilişkiler kurması ve rehberlik almasıyla mümkündür.” dedi.</p>

<p><img alt="" height="410" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2026/01/i-m-g-0826.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü ile Çocuk-Ergen Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, 15 yaş altı çocuklara yönelik sosyal medya yasağını, gelişimsel beyin yapısı, ruh sağlığı riskleri ve aile-okul rehberliği gerekliliği üzerinden ele alarak değerlendirmelerde bulundular.</p>

<p><strong>15 yaş altı çocuklar, gelişimsel olarak sosyal medyanın risklerini filtreleyebilecek durumda değil!</strong></p>

<p>15 yaş altı dönemin, beynin özellikle prefrontal korteksinin henüz gelişimini tamamlamadığı bir evre olduğunu ifade eden Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Bu nedenle çocuklar, sosyal medyada karşılaştıkları içerikleri yetişkinler gibi değerlendiremez ve filtreleyemez. Dürtü kontrolü, risk değerlendirme ve sonuçları öngörme becerileri bu yaş grubunda sınırlıdır.” dedi.</p>

<p>“Bilimsel çalışmalar, erken yaşta ve yoğun sosyal medya kullanımının depresif belirtiler, dikkat sorunları, davranış problemleri, siber zorbalık, yaşa aykırı içeriklere maruz kalma, beden algısı ve benlik saygısı sorunları, sosyal karşılaştırma ve bağımlılık benzeri kullanım örüntülerini artırabildiğini gösteriyor.” diyen Ülkü, uyku düzeninin bozulması, akademik işlevsellikte düşüş ve sosyal geri çekilmenin, klinik başvurularda sık karşılaşılan tablolararasında olduğuna işaret etti.</p>

<p><strong>Yaş temelli yasaklar koruyucudur, ancak tek başına yeterli değil!</strong></p>

<p>Sosyal medya kullanımının sınırlandırılmasına yönelik düzenlemelerin, ruh sağlığını koruma açısından önemli bir koruyucu adım olarak değerlendirilebileceğini dile getiren Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Ayrıca sosyal medya, çocukların suç örgütleri ve istismar edici yapılar tarafından hedef alınabildiği bir alan hâline de gelebilmektedir.” dedi.</p>

<p>Dijital platformlar üzerinden manipülasyon yoluyla suça sürüklenen çocuklara dair vakalar göz önüne alındığında, yaş temelli düzenlemelerin bir güvenlik bariyeri oluşturabileceğini kaydeden Ülkü, “Ancak bu bariyerin tek başına yeterli olmadığı unutulmamalı. Katı ve açıklamasız yasaklar, çocuklarda merak duygusunu artırarak gizli ve denetimsiz kullanım riskini doğurabilir. Bu da çocuğun yaşadığı olumsuz deneyimleri paylaşamamasına ve yalnız hissetmesine yol açabilir.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Sürekli ekran başında olan bir yetişkinin, çocuktan sınırlı kullanım beklemesi gerçekçi değil!</strong></p>

<p>Ailelere önerilerde bulunan Ülkü, şunları söyledi:</p>

<p>“En kritik unsur iletişimdir. Aileler, dijital ortamda neyin güvenli, neyin riskli olduğunu açıkça konuşmalı, mahremiyet ve sınırlar konusunda yaşa uygun bilgi vermeli, zorbalık ya da rahatsız edici bir durum yaşandığında çocuğun bunu paylaşabileceği güvenli bir ilişki ortamı oluşturmalıdır.Ebeveynlerin kendi dijital alışkanlıkları da güçlü bir modeldir. Sürekli ekran başında olan bir yetişkinin, çocuktan sınırlı kullanım beklemesi gerçekçi değildir.”</p>

<p><strong>Sosyal medya yasağı, aile, okul ve psikososyal desteklerle birlikte anlamlı bir koruma sağlar!</strong></p>

<p>Sosyal medya yasağının, çocukların zamanlarını yüz yüze sosyal etkileşimlere yönlendirmelerine olanak tanıyabileceğine değinen Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Oyun, spor, sanat ve grup etkinlikleri, empati, çatışma çözme ve duygusal düzenleme gibi temel sosyal becerilerin gelişimini destekler. Ancak bunun için çocukların çevrimdışı dünyada akranlarıyla bir araya gelebileceği güvenli alanların mutlaka desteklenmesi gerekir.” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Okullarda ise dijital okuryazarlığın yalnızca teknik bir beceri olarak değerlendirilmemesi gerektiğini aktaran Ülkü, “Güvenli internet kullanımı, siber zorbalıkla baş etme, mahremiyet, eleştirel düşünme ve yardım isteme becerilerini kapsayan bir ruh sağlığı alanı olarak ele almalı. Bu eğitimin erken yaşlardan itibaren verilmesi, çocukları dijital dünyaya karşı daha donanımlı hâle getirir. Çocukları korumak, onları dünyadan izole etmek değil; dijital dünyaya dayanıklı bireyler olarak hazırlamaktır. Sosyal medya yasağı, ancak aile, okul ve psikososyal desteklerle birlikte ele alındığında anlamlı bir koruyucu çerçeve sunabilir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Sosyal medya yasağı, çocukların ruh sağlığını korumaya yönelik çok katmanlı bir müdahale alanı!</strong></p>

<p>Çocuk-Ergen Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım ise Türkiye’de 15 yaş altı çocuklara yönelik sosyal medya yasağı tartışmalarının, yalnızca bir düzenleme meselesi değil; çocuk ve ergen ruh sağlığını doğrudan ilgilendiren çok katmanlı bir konu olduğunu vurguladı.</p>

<p>Klinik gözlemlerin, erken yaşta denetimsiz sosyal medya kullanımının çocuklarda kaygıyı artırdığını, benlik algısını olumsuz etkilediğini ve akran karşılaştırmalarını yoğunlaştırdığını gösterdiğini aktaran Yıldırım, “Dikkat ve uyku problemleri de bu tabloya sıklıkla eşlik etmektedir. Bu nedenle sınırlama fikri ilk bakışta koruyucu bir adım gibi değerlendirilebilir.” dedi.</p>

<p><strong>Tamamen yasaklanan alanlar, çocuklar tarafından daha çekici hâle gelebilir!</strong></p>

<p>Ruh sağlığı perspektifinden bakıldığında, tek başına getirilen yasakların her zaman beklenen etkiyi yaratmadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Yasaklar kısa vadede erişimi kısıtlasa da, çocuklara dijital beceri kazandırılmadığında sorun çoğu zaman yalnızca ertelenmiş olur.” dedi.</p>

<p>Çocukluk ve ergenliğin merakın yoğun olduğu dönemlerolduğunu hatırlatan Yıldırım, “Tamamen yasaklanan alanlar, çocuklar tarafından daha çekici hâle gelebilir. Bu durum gizli kullanım, denetimsiz içerik tüketimi ve yaşanan olumsuz deneyimlerin paylaşılmaması gibi riskleri beraberinde getirebilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Aileler güven ilişkisini güçlendirecek şekilde hareket etmeli!</strong></p>

<p>Ailelerin temel rolünün, çocukları sosyal medyadan tamamen uzak tutmak değil; onlara rehberlik etmek olduğunun altını çizen Yıldırım, “‘Ne izliyorsun?’ sorusundan çok, ‘Bunu izleyince nasıl hissettin?’, ‘Bu içerik sana ne düşündürdü?’gibi sorular, çocuğun duygusal dünyasını anlamayı sağlar ve güven ilişkisini güçlendirir.” önerisinde bulundu.</p>

<p><strong>Dijital çağda ruh sağlığını koruyan temel unsurlar; bilinç, ilişki ve rehberlik…</strong></p>

<p>Sosyal medyanın, günümüzde akran ilişkilerinin de bir parçasıolduğuna vurgu yapan Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Bu alandan tamamen dışlanmak, bazı çocuklarda ‘geri kalıyorum’ya da ‘dışlanıyorum’ algısına yol açabilir. Bu nedenle yasakların, çocukların sosyal ihtiyaçlarını göz ardı etmeyen bir çerçevede ele alınması önemlidir.” dedi.</p>

<p>Okullarda dijital okuryazarlık ve siber zorbalık farkındalığına yönelik çalışmaların, bu sürecin ruh sağlığı boyutunu dengeleyen önemli destek alanları olduğunu dile getiren Yıldırım, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Çocukları dijital dünyadan korumanın yolu, onları bu dünyaya hazırlamaktan geçer. Yasaklar sınır koyabilir; ancak gerçek koruma, çocuğun bilinç kazanması, destekleyici ilişkiler kurması ve rehberlik almasıyla mümkündür. Dijital çağda ruh sağlığını koruyan temel unsurlar; bilinç, ilişki ve rehberliktir.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenimetropol.com/sosyal-medya-yasagi-cocuklari-korur-mu</guid>
      <pubDate>Sat, 10 Jan 2026 15:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenimetropolcom.teimg.com/crop/1280x720/yenimetropol-com/uploads/2026/01/i-m-g-0825-1.jpeg" type="image/jpeg" length="99697"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cumhurbaşkanı Erdoğan Medistate Çekmeköy Hastanesi’nin Açılışını Gerçekleştirdi]]></title>
      <link>https://www.yenimetropol.com/cumhurbaskani-erdogan-medistate-cekmekoy-hastanesinin-acilisini-gerceklestirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenimetropol.com/cumhurbaskani-erdogan-medistate-cekmekoy-hastanesinin-acilisini-gerceklestirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Medistate Çekmeköy Hastanesi Açılış Töreni’ne katılarak bir konuşma gerçekleştirdi. Törende konuşan Erdoğan, sağlık alanında Türkiye genelinde hizmet standartlarının yükseltildiğini belirterek, “Sağlık hizmetleri standartlarını sadece belirli bir kesim için, sadece bir bölge için değil tüm Türkiye’de yukarı çektik.” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstanbul’a modern ve donanımlı bir sağlık yatırımının kazandırılmasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Medistate Çekmeköy Hastanesi’nin ilçeye, İstanbul’a ve tüm İstanbullulara hayırlı olmasını temenni etti. Erdoğan, 150 yatak kapasiteli hastanede 16 genel yoğun bakım, 13 yenidoğan yoğun bakım ünitesi, 43 poliklinik, 4 diş polikliniği, 7 ameliyathane, kapsamlı bir acil servis ile fizik tedavi ve rehabilitasyon ünitesinin yer aldığını ifade etti.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" height="408" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/12/i-m-g-0475.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" />Hastane bünyesinde nükleer tıp ve nükleer tedavi hizmetlerinin sunulacağı bir onkoloji merkezinin de bulunduğunu aktaran Erdoğan, ilerleyen süreçte inşa edilecek 50 yataklı Nörolojik Bilimler Merkezi ile toplam yatak kapasitesinin 200’e çıkarılacağını söyledi.</p>

<p><img alt="" height="460" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/12/i-m-g-0476.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p>

<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, hastanede sağlık hizmeti alacak vatandaşlara acil şifalar dilerken, görev yapacak doktorlara, hemşirelere, sağlık çalışanlarına ve idari personele başarı temennisinde bulundu. Hastanenin yapımında ve hizmete açılmasında emeği geçenlere teşekkür eden Erdoğan, devlet-özel ayrımı yapılmaksızın ülkeye katkı sağlayan tüm yatırımların kıymetli olduğunu vurguladı.</p>

<p><img alt="" height="477" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/12/i-m-g-0477.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p>

<p>Erdoğan, “Türkiye’nin gelişmesine, kalkınmasına ve Türkiye Yüzyılı hedeflerine katkı sunan her türlü yatırım bizim için değerlidir. Özellikle sağlık alanında vatandaşlarımızın kaliteli hizmete erişimini kolaylaştıran tüm girişimleri takdirle karşılıyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="" height="437" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/12/i-m-g-0478.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /><img alt="" height="472" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/12/i-m-g-0479.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenimetropol.com/cumhurbaskani-erdogan-medistate-cekmekoy-hastanesinin-acilisini-gerceklestirdi</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Dec 2025 20:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenimetropolcom.teimg.com/crop/1280x720/yenimetropol-com/uploads/2025/12/i-m-g-0479.jpeg" type="image/jpeg" length="46622"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hedef Ağız Ve Diş Sağlığı Merkezi 3. Şubesini Taşdelen’de Hizmete Açtı]]></title>
      <link>https://www.yenimetropol.com/hedef-agiz-ve-dis-sagligi-merkezi-3-subesini-tasdelende-hizmete-acti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenimetropol.com/hedef-agiz-ve-dis-sagligi-merkezi-3-subesini-tasdelende-hizmete-acti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ümraniye’de uzun yıllardır ağız ve diş sağlığı alanında hizmet veren Diş Hekimleri Yunus Emre Kılıç, Mehmet Yıldız ve Ömer Barış Çelik tarafından kurulan Hedef Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, büyüme hedefi doğrultusunda 3. şubesini Çekmeköy Taşdelen’de görkemli bir törenle hizmete açtı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hafta sonu gerçekleşen açılış programı, Çekmeköy protokolü ve çok sayıda davetlinin yoğun katılımıyla adeta bir buluşma noktası oldu.</strong></p>

<p><img alt="" height="450" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/11/4-d3-d50-b-b-635-b-4-f5-b-b005-f8-c-c20-a-d-d-c-d-c.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /><strong>2019’da Ümraniye’de Başlayan Yolculuk 3. Şube ile Taşdelen’e Taşındı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kurucu hekimlerden Diş Hekimi Ömer Barış Çelik, açılış konuşmasında kuruluş sürecine değinerek şu ifadeleri kullandı:halk</p>

<p>“Diş kliniklerimize 2019 yılında Ümraniye Acısu şubemizle başladık. 2022 yılında yine Ümraniye Doğan Evler’de ikinci şubemizi hizmete açtık. Bugün ise 3. kliniğimizi Çekmeköy Taşdelen’de siz değerli dostlarımızın katılımıyla hizmete sunmanın mutluluğunu yaşıyoruz.”</p>

<p><img alt="" height="450" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/11/c6418-e-a1-73-b8-4-d1-c-8-a-b6-7-d1861-f5570-c.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" />Başlangıçtan itibaren önceliklerinin teknolojik, yenilikçi ve hasta memnuniyeti odaklı hizmet olduğunu belirten Çelik, kendi bünyelerinde bulunan dijital diş protez laboratuvarı sayesinde hızlı ve estetik çözümler ürettiklerini söyledi.</p>

<p><img alt="" height="449" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/11/db8d5987-b6b8-4610-b947-112f052eafa9.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /><strong>Açılışa Protokol ve Sivil Toplumdan Yoğun Katılım</strong></p>

<p>Murat Doğan’ın sunumunu yaptığı açılış törenine; ORDEF Onursal Başkanı Celalettin Dervişoğlu, CHP Çekmeköy İlçe Başkanı Haydar Arslan ve ilçe yöneticileri, Belediye Meclis Başkanvekili Bora Kılıç, AK Parti İlçe Yönetim Kurulu Üyesi Erol Kotan, Belediye meclis üyeleri Nurdan Karaçay Keçeci, Abdulkadir Kacemer, Ayşe Ülgü Çevik, Muhtarlar, STK temsilcileri ve çok sayıda davetli katıldı.</p>

<p><img alt="" height="449" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/11/b484a527-3e5a-4397-a3bd-9109445c13e2.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" />Açılışta konuşan Diş Hekimi Ömer Barış Çelik, ortakları Mehmet Yıldız ve Yunus Emre Kılıç’a teşekkür ederek “Yeni kliniğimizin bölgemize ve tüm hastalarımıza hayırlı olmasını diliyorum” dedi.</p>

<p><img alt="" height="450" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/11/0e830d66-e6db-497d-829b-59aadd96fcff.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /><strong>Hedef Her Geçen Gün Çıtayı Yükseltmek</strong></p>

<p>Hedef Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, teknolojik altyapısı, uzman kadrosu ve hasta memnuniyeti odaklı yapısıyla bölgenin öncü sağlık kuruluşları arasında yer almayı sürdürüyor. Hafta boyunca tüm şubelerinde kesintisiz hizmet veren klinik, Taşdelen’deki yeni merkeziyle birlikte hizmet kapasitesini daha da artırdı.</p>

<p><img alt="" height="803" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/11/b949244b-6ce1-4ac5-a350-fb9f8b4861fd.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /><img alt="" height="449" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/11/c956cc7e-60c5-40fa-acf0-67c37cb5a9a2.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /><img alt="" height="449" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/11/f95293ad-9658-4284-84a3-42ab8edba0c7.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenimetropol.com/hedef-agiz-ve-dis-sagligi-merkezi-3-subesini-tasdelende-hizmete-acti</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Nov 2025 21:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenimetropolcom.teimg.com/crop/1280x720/yenimetropol-com/uploads/2025/11/8160-e3-e7-252-b-413-d-b95-a-d148-f-f-c72829.jpeg" type="image/jpeg" length="33724"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hollywood gülüşünde estetik ve sağlık bir arada…]]></title>
      <link>https://www.yenimetropol.com/hollywood-gulusunde-estetik-ve-saglik-bir-arada</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenimetropol.com/hollywood-gulusunde-estetik-ve-saglik-bir-arada" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hollywood gülüşünün son yıllarda çok talep gören bir uygulama olduğunu belirten uzmanlar, uygulamanın dişlerin, dudakların ve diş etlerinin estetik uyumuyla ortaya çıkan bir tasarım süreci olduğunu söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hollywood gülüşü sürecinin ilk adımının sağlıklı ve estetik diş eti tedavisi olduğunu aktaran Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Bu tedavi ile diş-diş eti ve gülerken ki oranları ayarlanarak kişinin daha genç görünmesi sağlanabiliyor.” dedi. </strong><br />
 </p>

<p><strong><img alt="" height="392" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/08/i-m-g-7211.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></strong><br />
Uygulamaların kişiye özel olarak planlandığını kaydeden Bellaz, hastanın anatomik yapısı, beklentileri ve renk tercihleri göz önünde bulundurularak tasarımın yapıldığını ifade etti. Bellazayrıca, tedavinin kalıcı olabilmesi için hastanın hijyen alışkanlıkları ve düzenli takibinin büyük önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, Hollywood gülüşü estetiğinin nasıl planlandığı, nasıl uygulandığı, kişiye özel nasıl tasarlandığı, diş eti sağlığının önemi ve tedavi sonrası bakımın kalıcılık üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Hollywood gülüşü: Diş, dudak ve diş etlerinin estetik uyumu…</strong></p>

<p>Hollywood gülüşünün bir tedavi konsepti olmadığını belirtenProtetik Diş Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Dişlerin daha beyaz hatta doğalından daha beyaz görünmesi, altın orana uyacak şekilde düzenlenmesi, dişlerin, dudakların ve diş etlerinin uygun oranlarda görünmesi için yapılan bir uygulamadır. Sadece bir tanımlama olarak Hollywood gülüşü diyoruz.” dedi.</p>

<p><strong>Hollywood gülüşü için ilk adım, sağlıklı ve estetik diş eti tedavisi</strong></p>

<p>Hollywood gülüşüne giden yolda ilk adımın diş etlerinin tedavi edilmesi olduğuna değinen Bellaz, “Diş etleri sağlıklı, pembe ve uygun oranda görünmeli. Diş etlerinde bazı düzensizlikler olabilir. Ancak yaşa bağlı olarak dudakların aşağıya doğru yer değiştirmesi sonucunda kasların gevşemesiyle diş etleri daha az görünür hâle gelir. Bu tedavi ile diş-diş eti ve gülerken ki oranları ayarlanarak kişinin daha genç görünmesi sağlanabiliyor. Aynı şekilde dişlerin üzerindeki bazı renklenmeler, deformiteler ve düzensizlikleriortodontik tedavilerle veya birtakım kaplamalarla düzelterek dişlerin düzgün ve güzel görünmesini sağlanıyor. Bunları diş eti tedavisiyle birleştirdiğimizde kişiyi gençleştiren, özgüvenini artıran, aynaya baktığında kendinden hoşnut olmasını sağlayan bir görüntü elde ediyoruz.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>En iyi sonuca ulaşmak, kişinin özel ihtiyaçlarına göre yapılan bireysel planlama ile mümkün!</strong></p>

<p>Uygulamanın kişiye özel olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Herkesin anatomik yapısı, dudak ve kaslarının yapısı farklıdır. Hastanın teşhisi konulduktan sonrafotoğraflarını ve videolarını çekiyoruz. Bilgisayar programları üzerinde bir gülüş tasarımı yapıyoruz. Sonra, gülüş tasarımı yaptığımız dizaynı hasta ile üzerinde tartışarak ve renk konusunda da anlaşarak sonunda varılacak görüntününkararını veriyoruz.” dedi.</p>

<p>Hastanın talep etmesi halinde, uygulamanın hastanın ağzında nasıl görüneceğinin hastaya gösterilebildiğini belirten Bellaz, “Hastadan ölçü alıyoruz ve model üzerinde planlamalar yapıyoruz. Daha hiç diş kesimi yapmadan dişin üzerine uygulayarak yaklaşık nasıl olacağını hastaya gösterebiliyoruz. Anlaşmaya vardıktan sonra o hedefe varmak için yola çıkıyoruz. Bu süreçte eksik dişleri olup implant yaptıklarımız da oluyor. Sadece var olan dişler üzerinden düşünmemek lazım. Hiç dişi olmayan bir hastaya bile gerekirse implantlarla ağzında doğal diş varmış gibi sabit kökler uygulayabiliyoruz. Ama bunların hepsi kişiye özeldir. Üzerinde düşünülüpplanlama yapılması gerekir. Ardından da hayat kalitesini artıran bir sonuç ortaya çıkar.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Yapılan uygulamanın kalıcılığı kişinin hijyen alışkanlıkları ile ilgili…</strong></p>

<p>Yapılan uygulamanın kalıcılığının tamamen kişinin hijyen alışkanlıkları ile alakalı olduğuna değinen Bellaz, “Biz ideal tedavileri yapıp sağlıklı hale getirdikten sonra burada kişinin katkısı da önemli. Bizim yönlendirmelerimiz ve eğitimlerimiz oluyor. Hastaya uygun şekilde hijyen kurallarını öğretip takiplerini yaptığımız zaman, kişi çok uzun yıllar belki ömür boyu kullanabilecektir. Bu tedavinin sonucunda sadece estetikanlamda bir hoşnutluk sağlamış olmuyoruz. Aynı zamanda ağız kokusunun engellenmesi ve ağızda hoş olmayan tadın yok olması gibi hayattan daha çok keyif alınacak bir noktaya da varmış oluyoruz.” diyerek sözlerini tamamladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenimetropol.com/hollywood-gulusunde-estetik-ve-saglik-bir-arada</guid>
      <pubDate>Thu, 21 Aug 2025 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenimetropolcom.teimg.com/crop/1280x720/yenimetropol-com/uploads/2025/08/i-m-g-7211.jpeg" type="image/jpeg" length="55096"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ağız sağlığı ömür boyu süren bir yatırım!]]></title>
      <link>https://www.yenimetropol.com/agiz-sagligi-omur-boyu-suren-bir-yatirim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenimetropol.com/agiz-sagligi-omur-boyu-suren-bir-yatirim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, ağız ve diş sağlığının genel sağlık, beslenme, konuşma, sosyal yaşam ve özgüven üzerindeki etkileri ile çocuklukta başlayan ağız bakım alışkanlıklarının önemini anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocuklukta başlayan doğru ağız bakım alışkanlıklarının, hem fiziksel hem psikolojik hem de sosyal gelişimi doğrudan etkilediğine dikkat çeken Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen,</strong> “Çocuklarda tedavi edilmeyen sorunlar, beslenme güçlüğünden konuşma bozukluğuna, öz güven kaybından, okulda başarısında düşüşe kadar pek çok soruna neden olabilir.” dedi. Sağlıklı dişlerin, hem büyüme ve gelişimi desteklediğini hem de sosyal ilişkilerde özgüveni artırdığını vurgulayan Şen, düzenli diş hekimi kontrolleri ve etkili ağız bakım rutininin, sağlıklı bir yaşam için vazgeçilmez olduğunu kaydetti.</p>

<p><img alt="" height="331" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/08/i-m-g-6919.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p>

<p><strong>Ağız sağlığı, genel sağlığın ayrılmaz bir parçası!</strong></p>

<p>Sağlık kavramının Dünya Sağlık Örgütü tarafından ‘yalnızca bedenen hasta veya sakat olmamak değil, ruhen ve sosyal yönden de tam bir iyilik hali’ şeklinde tanımlandığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Ağız boşluğumuz vücudumuzun tamamlayıcı bir parçasıdır ve ağız sağlığı vücudumuzun geri kalan kısmının sağlığıyla yakından ilişkili. Bilimsel kanıtlarla, ağız sağlığının genel sağlığa olan olumlu ve olumsuz etkileri net bir şekilde ortaya konmuştur.” dedi.</p>

<p>Ağız sağlığının, bütün dişlere sahip olmak değil aynı zamanda bu dişlerin çürüksüz, dolgusuz sağlam olması anlamına geldiğini aktaran Şen, “Bu durum, insanların yaşamları boyunca genel sağlığının en temel ve tamamlayıcı parçasıdır. Bir birey için ağız sağlığı denilince akla sadece dişler değil, diş etleri, damak, dudaklar, tükürük bezleri, çiğneme kasları alt ve üst çene yani total bir ağız bütünlüğü akla gelmeli. İyi bir ağız sağlığı, sadece diş çürüğü ve diş eti hastalıklarına sahip olmamak değil, kronik ağız hastalıkları, ağız ve boğaz kanserleri, yumuşak doku lezyonları, damak dudak-yarıkları gibi doğumsal defektlere, ağız, diş <a name="_Hlk205364843"></a>ve iskelet dokularınıetkileyen diğer hastalıklara, durumlara veya rahatsızlıklara sahip olmamak anlamına gelir. Çiğneme, tat alma, gülümseme, konuşma ve şarkı söyleme gibi birçok temel insani fonksiyonun gerçekleştirilebilmesi için ağız sağlığımız yeterli düzeyde olmalı.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Tedavi edilmeyen çürükler, çocuklarda fiziksel ve sosyal sorunlara yol açar!</strong></p>

<p>Hayatının ilk yıllarında sağlıklı bir gülümsenin bütün çocukların hakkı olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Çocuklarda tedavi edilmeyen diş çürüklerinin; beslenme güçlüğü, konuşma bozukluğu, diş yapısında harabiyet, yetersiz çiğneme fonksiyonu, estetik problemler ve buna bağlı olarak öz güven kaybı, ağrı, enfeksiyon, konsantrasyon kaybı, öğrenme güçlüğü ve okul devamsızlığı gibi birçok belirgin oral ve sistemik problemlere neden olacağı ve sosyal ve duygusal birçok sonuç doğurabileceği biliniyor. Yani ağız boşluğumuz bir bakıma vücudumuzun dış dünya ile bağlantısını sağlayan ilk giriş kapısıdır.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Sağlıklı dişler, çocuğun büyüme ve gelişimi için hayati öneme sahip!</strong></p>

<p>Sağlıklı dişlerin, yiyeceklerin etkili bir şekilde çiğnenmesini sağladığını kaydeden Şen, “Çocuklukta çürük ya da travmaya bağlı diş kayıpları, çiğneme fonksiyonunu olumsuz etkileyerek çocuğun besinleri yeterince sindirememesine neden olabilir.” dedi.</p>

<p>Bu durumun, iştah kaybına ve beslenme bozukluklarına yol açabileceğine dikkat çeken Şen, sözlerini şöyle sürdürdü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Dengeli bir diyet için sağlıklı dişler hayati önem taşır.Yetersiz çiğneme ve beslenme alışkanlıkları, çocukların fiziksel büyüme ve gelişmesini olumsuz etkiler. Araştırmalar, ağız ve diş sağlığının bozulmasının çocuklarda büyüme geriliği ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Bu nedenle, sağlıklı bir ağız yapısı, çocuğun optimal gelişimi için temel bir gereklilik.</p>

<p>Ayrıca çocukluk dönemindeki süt dişleri daimi dişlere yer hazırlar, çene gelişimine yardımcı olur. Bu sebeple erken dönemde bile sorunlar ciddiye alınmalı. Tedavi edilmeyen sorunlar, ilerleyen yaşlarda diş kayıpları, yer darlığı, çene problemleri ve ortodontik sorunlara yol açabilir.”</p>

<p><strong>Eksik veya düzensiz dişler, konuşma bozukluklarına yol açabilir!</strong></p>

<p>Dişlerin, düzgün bir konuşma ve ses üretimi için önemli bir role sahip olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Eksik veya düzensiz dişler, çocukların bazı harfleri telaffuz etmesini zorlaştırabilir ve konuşma bozukluklarına yol açabilir. Özellikle erken yaşlarda oluşan bu sorunlar, tedavi edilmediğinde uzun vadeli konuşma problemlerine neden olabilir.” dedi.</p>

<p>Çocukluktan yetişkinliğe hayatın her döneminde dişlerin estetik görünümünün, sosyal etkileşim ve özgüven üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğuna işaret eden Şen, “Sağlıklı ve estetik bir gülümseme, bireyin sosyal çevresinde daha özgüvenli olmasını sağlar. Çürük ya da travmaya bağlı diş sorunları, çocukların arkadaşları tarafından alay konusu olmasına veya dışlanmasına yol açabilir. Araştırmalar, ağız sağlığı sorunları yaşayan çocukların gülümsemekten kaçındıklarını, sosyal ortamlarda kendilerini geri planda tuttuklarını gösteriyor. Bu durum yaşam boyu kişilikle özdeşleşebiliyor.” Uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Çocuklukta kazanılan doğru alışkanlıklar, yetişkinlikte ağız sağlığını korur!</strong></p>

<p>Çocuklara ağız ve diş sağlığı bilincini aşılamanın, ebeveynlerin aktif katılımını gerektirdiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Birlikte diş fırçalama rutinleri oluşturma ve eğlenceli aktivitelerle ağız bakımını teşvik etmek, bu alışkanlıkların pekişmesine yardımcı olur.” dedi.</p>

<p>Çocuklukta başlayan doğru alışkanlıkların, yetişkinlikte ağız ve diş sağlığının korunmasını kolaylaştırdığının altını çizen Şen, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Çocuklukta ihmal edilen ağız bakımı, ilerleyen yaşlarda diş kaybı, diş eti hastalıkları ve estetik sorunlara yol açabilir. Ağız ve diş sağlığı, çocuğun fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişiminde hayati bir rol oynar. Çiğneme, beslenme, konuşma ve özgüven gibi hayati fonksiyonların temelini oluşturan ağız sağlığı, erken yaşlarda kazanılan alışkanlıklarla korunabilir. Çocuklarınıza ve kendinize düzenli ağız bakımı alışkanlıkları kazandırarak onların hem bugün hem de gelecekte sağlıklı bir yaşam sürmelerine destek olabilirsiniz. Düzenli diş hekimi kontrolleri ve etkili bir ağız bakım rutini, sağlıklı dişlerin uzun yıllar korunmasına yardımcı olur. Unutmayın, ağız sağlığı bir ömür boyu süren bir yatırımdır.”</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenimetropol.com/agiz-sagligi-omur-boyu-suren-bir-yatirim</guid>
      <pubDate>Thu, 07 Aug 2025 08:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenimetropolcom.teimg.com/crop/1280x720/yenimetropol-com/uploads/2025/08/i-m-g-6919.jpeg" type="image/jpeg" length="57423"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cezasızlık algısı toplumsal bağları zayıflatıyor!]]></title>
      <link>https://www.yenimetropol.com/cezasizlik-algisi-toplumsal-baglari-zayiflatiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenimetropol.com/cezasizlik-algisi-toplumsal-baglari-zayiflatiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, cezasızlık algısının toplumda neden olduğu olumsuz durumlardan bahsetti ve bu algının kırılmasında hem bireysel hem de liderlik düzeyinde yapılabilecekleri açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><meta charset="UTF-8" /></p>

<p><meta charset="UTF-8" /><strong>Cezasızlık duygusunun, toplumda adaletsizliğin yaygınlaştığı ve suçların karşılıksız kaldığı bir algı oluşturduğuna belirten uzmanlar, bu durumun, bireylerde çaresizlik, öfke, güvensizlik ve umutsuzluk gibi olumsuz duygulara neden olduğunu söylüyor.</strong></p>

<p><strong><img alt="" height="400" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/05/01.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></strong></p>

<p>İnsanların, şiddet olaylarına karşı duyarlılık geliştirmek yerine, zamanla bu tür olaylara duyarsızlaşarak şiddeti kabullenebilir şekilde algılayabileceklerine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Cezasızlık duygusu, aynı zamanda şiddet eğilimli bireylerde ‘nasıl olsa ceza almayacağım’ düşüncesi yaratarak suç oranlarının artmasına neden olabilir.” dedi. Bu durumun toplumsal olarak güven duygusunun zedelenmesine, insanların birbirlerine karşı güvensizlik duymalarına, sosyal bağların zayıflamasına ve toplumsal dayanışmanın azalmasına yol açabileceğine de vurgu yapan Taşkın, duyguların bastırılmadan yapıcı yollarla ifade edilmesini önererek hobilerin, gönüllü faaliyetlerin ve psikolojik desteğin bu süreçte faydalı olabileceğini hatırlattı.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, cezasızlık algısının toplumda neden olduğu olumsuz durumlardan bahsetti ve bu algının kırılmasında hem bireysel hem de liderlik düzeyinde yapılabilecekleri açıkladı.</p>

<p><img alt="" height="399" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/05/i-m-g-3481-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Cezasızlık duygusu, toplumsal dayanışmanın azalmasına yol açabilir!</strong></span></p>

<p>Cezasızlık duygusunun, toplumda adaletsizliğin yaygınlaştığı ve suçların karşılıksız kaldığı bir algı oluşturduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Bu durum, bireylerde çaresizlik, öfke, güvensizlik ve umutsuzluk hislerinin artmasına yol açabilir. İnsanlar, şiddet olaylarına karşı duyarlılık geliştirmek yerine, zamanla bu tür olaylara duyarsızlaşabilir ve şiddeti kabullenebilir.” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cezasızlık duygusunun, aynı zamanda şiddet eğilimli bireylerde ‘nasıl olsa ceza almayacağım’ düşüncesi yaratarak suç oranlarının artmasına neden olabileceği uyarısında bulunan Taşkın, “Toplumsal olarak güven duygusunun zedelenmesine, insanların birbirlerine karşı güvensizlik duymalarına, sosyal bağların zayıflamasına ve toplumsal dayanışmanın azalmasına yol açabilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Negatif duygular, hobiler ve gönüllü faaliyetlere yönelerek yapıcı bir şekilde ifade edilebilir…</strong></span></p>

<p>Güvensizlik, çaresizlik ve öfke gibi duyguları kabul etmenin, onları bastırmaktan daha sağlıklı bir yaklaşım olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Bu duyguları güvendiği kişilerle konuşmak veya bir terapistten destek almak, hislerini paylaşmasına yardımcı olabilir.” dedi.</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Benzer duyguları yaşayan insanlarla bir araya gelmenin ve destek gruplarına katılmanın kişilerin yalnız olmadığını hissettirebileceğini aktaran Taşkın, şunları söyledi:</strong></span></p>

<p>“Toplumsal dayanışma, kişinin güvende hissetmesine katkı sağlar. Oluşan öfke, kızgınlık, anksiyete gibi negatif duyguları spor, yazma veya gönüllü faaliyetlerde bulunmak gibi etkinlikler, olumsuz duyguları ifade etmenin yapıcı yollarıdır. Örneğin, insan veya hayvan hakları alanında gönüllü çalışmalar yapmak, kişiyi güçlendirebilir. Eğer bu yöntemler yeterli gelmiyorsa, psikolojik destek almak güvensizlik ve çaresizlik duygularını yönetme konusunda çok faydalıdır. Psikoterapi, bireyin duygusal dayanıklılığını artırarak bu tür duygularla baş etmesine ve baş etme yolları bulmasına yardımcı olabilir.”</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Liderlerin yapıcı tutumları topluma güven verir…</strong></span></p>

<p>Kamuoyu oluşturan liderlere bu konuda tavsiyelerde bulunan Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Topluma karşı şeffaf ve adil bir duruş sergilemek, cezasızlık algısını kırmaya yardımcı olur. Liderler, hukukun üstünlüğünü savunan bir tutumla, suçların cezasız kalmayacağına dair topluma bilgi verebilir.” dedi.</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Toplumda infial uyandıran olaylar karşısında toplumsal duyguları dikkate alan açıklamalar yapılabileceğini dile getiren Taşkın, sözlerini şöyle tamamladı:</strong></span></p>

<p>“Kamuoyu liderleri, vatandaşların duygusal ihtiyaçlarını gözeten, empati dolu mesajlar verebilirler. Şiddet, cezasızlık ve adaletin önemi gibi konulara dikkat çekmek için farkındalık kampanyaları düzenlenebilir. Eğitim kurumlarında adalet, empati ve toplumsal dayanışma gibi değerlerin önemi vurgulanarak genç bireylerde güçlü bir adalet duygusu oluşturulabilir. Liderlerin adalet, empati ve sorumluluk gibi değerlere öncülük etmesi, topluma güven verir. Toplumun dikkatini çekebilecek yapıcı konuşmalar yapmak ve davranışlarıyla örnek teşkil etmek, cezasızlık algısını kırmada etkili bir strateji olabilir.</p>

<p>Toplumda cezasızlık algısını kırmak, bireylerin kendilerini güvende hissetmelerini sağlamak için toplumsal olarak büyük bir sorumluluk üstlenmeyi gerektirir. Liderlerin bu konudaki yapıcı davranışları, toplumsal dayanışmayı güçlendirebilir ve güven duygusunu yeniden inşa edebilirler.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenimetropol.com/cezasizlik-algisi-toplumsal-baglari-zayiflatiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 21 May 2025 11:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenimetropolcom.teimg.com/crop/1280x720/yenimetropol-com/uploads/2025/05/i-m-g-3481.jpeg" type="image/jpeg" length="99562"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Birleşmiş Milletler Dünya 2024 Uyuşturucu Raporu” açıklandı]]></title>
      <link>https://www.yenimetropol.com/birlesmis-milletler-dunya-2024-uyusturucu-raporu-aciklandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenimetropol.com/birlesmis-milletler-dunya-2024-uyusturucu-raporu-aciklandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Sevil Atasoy: “Türkiye'de, kokain ile bağlantılı uyuşturucu tedavisi talepleri son on yılda artmıştır.”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><meta charset="UTF-8" /></p>

<p><strong>Yapay zeka ile uyuşturucu yapıldığını ve yeni maddelerin üretildiğini de kaydeden Prof. Dr. Atasoy, “Kaçakçılıkla mücadelede teknoloji kullanımında da Türkiye önde gelen ülkeler arasında yer alıyor.” dedi.</strong></p>

<p><img alt="" height="397" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/03/i-m-g-8942.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" />Birleşmiş Milletler (BM) Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) 2024 Raporu, dünyayla aynı anda Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, 2005-2010, 2015-2022 ve 2022-2027 dönemleri Birleşmiş Milletler (BM) Uyuşturucu Kontrol Kurulu Üyesi ve önceki Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy tarafından açıklandı. Atasoy’a Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan da eşlik etti.&nbsp;<br />
<img alt="" height="398" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/03/i-m-g-8944.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p>

<p>Rapor, bu yıl sentetik uyuşturucuların yayılmasındaki artışın yasadışı pazarları yeniden şekillendirdiğine ve bazı bitki bazlı uyuşturucuların yerini aldığına dikkat çekiyor!</p>

<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan:&nbsp;“Uyuşturucu kullananların yüzde 82’si 20-35 yaş arasında. Maddeden hayatını kaybedenlerin yüzde 90’ını da 35 yaş altında. Uyuşturucu madde kullanım yaşı da 15-24 yaş arasında olduğu biliniyor. Bağımlılıkla mücadele STK’ların üzerinden yürütülemez. Ciddi bir devlet iradesi gerekiyor.”&nbsp;</p>

<p><img alt="" height="408" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/03/i-m-g-8943.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" />Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Senato Salonu’nda düzenlenen basın toplantısında Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, 2005-2010, 2015-2022 ve 2022-2027 dönemleri Kontrol Kurulu üyesi ve önceki Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, INCB 2024 Raporu’nu paylaştı.</p>

<p><strong>Türkiye’de madde kullanımına bağlı 800 bin denetimlik serbestik dosyası var</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Topantıya çevrimiçi katılan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan BM raporunun uyuşturucu maddelerin dünyadaki arzının profilini sunduğunu ifade etti. Tarhan, bu fotoğrafın dünyadaki madde kullanım talebinin devam ettiğini gösterdiğini, talep olunca arzın artıığını kaydetti.</p>

<p><img alt="" height="401" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/03/i-m-g-8946.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" />Türkiye’de 10 milyon kişinin madde ve davranış bağımlılığı taşıdığına ilişkin bilgilerin olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Türkiye’de madde kullanımına bağlı 800 bin denetimlik serbestik dosyası da bulunuyor.” İfadesinde bulundu.</p>

<p><strong>“Devlet Bağımlılık Enstitüsü kurulmalı”</strong></p>

<p>Bağımlılıkla ilgili mücadele politikalarının yeniden masaya yatırılması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Çünkü bundan en çok genç nüfus etkileniyor. Uyuşturucu kullananların yüzde 82’si 20-35 yaş arasında. Maddeden hayatını kaybedenlerin yüzde 90’ını da 35 yaş altında. Uyuşturucu madde kullanım yaşı da 15-24 yaş arasında olduğu biliniyor. Bağımlılıkla mücadele STK’ların üzerinden yürütülemez. Ciddi bir devlet iradesi gerekiyor.” diye konuştu.</p>

<p><img alt="" height="393" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/03/i-m-g-8947.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" />Bağımlılık politikalarına ihtiyacın olduğuna işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Devlet Bağımlılık Enstitüsü kurulmalı. Buna ihtiyaç var. Bu enstitüsü bağımlılık politikalarını belirleyecek ve veri toplayacak.” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, Sosyal çürüme ve aile parçalanmalarında en önemli etkenin madde kullanımı olduğunu da anlattı.&nbsp;</p>

<p><strong>Son dönemde bağımlılık tedavisine sentetik uyuşturucu madde kullananlar geliyor</strong></p>

<p>Türkiye’de son dönemde sentetik uyuşturucu madde kullanımının arrtığına vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, &nbsp;“Son dönemde hastaların büyük çoğunluğu sentetik madde kullanımıyla geliyor.” dedi.</p>

<p>Bu tür maddeleri kullananlarda eğer yatkınlık da varsa psikiyatrik hastalıkların hemen ortaya çıktığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, &nbsp;“Sentetik uyarıcılar akademik başarı için de öneriliyor. Öğrenciler ders çalışmak için bu uyarıcıları alıyorlar. Dikkat sorunu olan çocuklar madde bağımlısı adayı olabilyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Bir bağımlı hastasının senede 20 defa hastaneye yattığını dolayısıyla bağımlılıkla ilgili politikaların yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini hatırlatan Tarhan, 1’incil, 2’ncil ve 3’üncül koruma çalışmalarının önemine dikkat çekti.&nbsp;</p>

<p><strong>Prof. Dr. Atasoy: “Yasadışı sentetik uyuşturucu endüstrisi hızla genişliyor”</strong></p>

<p>Prof. Dr. Sevil Atasoy, yasa dışı sentetik uyuşturucu endüstrisinin hızla genişlediğini belirterek, “Bir an önce önlem alınmadığı takdirde bu durumun feci sonuçlara yol açacak küresel çapta bir halk sağlığı sorunu yaratacağı açıktır. Tıbbi olmayan sentetik uyuşturucu kullanımı ve buna bağlı uyuşturucu kullanım bozuklukları şimdiden bazı ülkelerde yüz binlerce kişinin ölümüne ve sayısız kişisel ve toplumsal zarara neden olmuştur.” dedi.</p>

<p>Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) olarak, Tehlikeli Maddelerin Küresel Çapta Hızla Önlenmesi (GRIDS) ve öncül kontrol programlarımız kapsamında gönüllü bilgi alışverişi ve koordinasyonu sağlayarak hükümetlerin bu sorunu ele almalarına destek olduklarını kaydeden&nbsp;<br />
Prof. Dr. Sevil Atasoy, “Raporumuzun ilk bölümünde, insanların bu son derece zararlı maddelerden korunması için önleme, tedavi, rehabilitasyon, zarar azaltma, iyileşme ve sosyal entegrasyon alanlarındaki çabaların artırılmasına da acilen ihtiyaç olduğunu vurguladık.” diye konuştu.&nbsp;</p>

<p><strong>“Denetimli ilaçların mevcudiyetinde ülkelerarası ciddi eşitsizlikler sürüyor”</strong></p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Prof. Dr. Sevil Atasoy, şunları dile getirdi:</strong></span></p>

<p>“Hükümetlerin anlaşmalar uyarınca INCB'ye bildirdiği verilere göre, ağrı yönetimi, anestezi, nörolojik ve bilişsel hastalıkların tedavisi ile opioid kullanım bozukluğunda kullanılan denetimli ilaçların mevcudiyetinde ülkelerarası ciddi eşitsizlikler sürmektedir. Opiat hammaddelerinin küresel arzı, yine Hükümetler tarafından INCB'ye bildirilen ulusal gereksinimleri aşmaktadır. Bununla birlikte bazı ülkelerin bildirimlerinin gerçek tıbbi ihtiyaçları tam olarak yansıtmadığı görüşündeyiz. INCB Öğrenme (Learning) Programını, kontrollü maddelerin tıbbi, bilimsel ve endüstriyel amaçlar için kullanılabilirliğini sağlamak, tedavi hizmetlerine erişimi iyileştirmek ve aynı zamanda yasadışı kanallara sapmayı ve kötüye kullanımı önlemek amacıyla yürütüyor ve bu bağlamda Hükümetleri destekliyoruz.”&nbsp;</p>

<p>2024 yılında, Uluslararası Darülaceze ve Palyatif Bakım Derneği ile araştırma, veri ve analiz alışverişi yoluyla kontrollü maddelerin bulunabilirliğini artırmayı amaçlayan bir mutabakat zaptı imzaladıklarını da ifade eden Prof. Dr. Sevil Atasoy, “Doğal afetler, silahlı çatışmalar veya diğer insani nedenlerden kaynaklanıp kaynaklanmadığına bakılmaksızın hastaların denetime tabii temel ilaçlara ve tedavi hizmetlerine erişiminin güvence altına alınması şarttır ve her türlü acil durumu kapsar. INCB olarak, böylesi koşullardan etkilenen devletlere ve ihracatçı ülkelere sözleşmelerin öngördüğü şekilde acil durumlarda basitleştirilmiş kontrol tedbirlerinin uygulanabileceğini hatırlatmakta fayda görüyoruz.” diye konuştu.&nbsp;</p>

<p><strong>“İnsan haklarına saygı, ilaç kontrol sözleşmelerinin doğasında bulunur”</strong></p>

<p>Tüm hastaların, her yerde ve her zaman, uluslararası kontrol altındaki ilaçlara ve uyuşturucu kullanım bozukluklarının tedavisine erişiminin sağlanmasının sağlık hakkının bir parçası olduğuna da işaret eden Prof. Dr. Sevil Atasoy, “İnsan haklarına saygı, ilaç kontrol sözleşmelerinin doğasında bulunur ve bu sözleşmelerin uygulanması için bir ön koşuldur. INCB insan haklarının uyuşturucu politikalarının geliştirilmesi ve uygulanmasına dahil edilmesi için defalarca çağrıda bulunmuştur. İnsan hakları yükümlülükleri aynı zamanda uyuşturucu kullanan kişilere karşı eşitliğin ve ayrımcılık<br />
yapılmamasının teşvik edilmesini, keyfi tutuklama ve gözaltının yasaklanmasını, uyuşturucu ile ilgili suçlarda adil yargılanma hakkını, orantılılık ilkesini ve her türlü zalimane ve insanlık dışı cezaya karşı korumayı da kapsamaktadır.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>IONICS çok sayıda başarılı operasyona yol açtı</strong></p>

<p>Prof. Dr. Sevil Atasoy, 2024 yılında, 100 bin sentetik uyuşturucu kaçakçılığı olayına ilişkin bilgi alışverişini kolaylaştıran Project Ion Incident Communication System'in (IONICS) on yıllık faaliyetine dikkat çekerek, yüksek etkili tıbbi olmayan sentetik opioidler de dâhil olmak üzere yeni psikoaktif maddelerle ilgili olaylar hakkında kritik bilgileri paylaşmasını sağlayan bu sistemin, son olarak Viyana'daki INCB GRIDS Programı Siber İletişim Merkezi'nde (GC3) koordine edilen Zodiac Operasyonu ve Afrika Yıldızı Operasyonu gibi çok sayıda başarılı operasyona yol açtığını da anlattı.&nbsp;</p>

<p>Bu operasyonların yasadışı tedarik zincirlerini kesintiye uğrattığını ve dünya çapında yasadışı pazarlarda maddelerin bulunabilirliğini azalttığını kaydeden Prof. Dr. Atasoy, “Ayrıca 2024 yılında iki fentanil öncülü ve 16 amfetamin tipi uyarıcı öncülünün uluslararası kontrol altına alınmasına yönelik tavsiyemiz Uyuşturucu Madde Komisyonu (CND) tarafından kabul edilmiştir.”dedi.</p>

<p><strong>“Pozitif sonuçları heyecanla bekliyoruz”</strong></p>

<p>Prof. Dr. Atasoy, “Siber suçlarla ilgili yeni bir Birleşmiş Milletler sözleşmesinin 2024 yılında sonuçlandırılmasını ve kabul edilmesini memnuniyetle karşıladık. Özellikle İnternet tabanlı teknolojilerin kullanılması ile uyuşturucu kaçakçılığına yer verilmesinden büyük memnuniyet duyuyor ve uygulanması sayesinde alınacak pozitif sonuçları heyecanla bekliyoruz.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Türkiye’de metamfetamin kaçakçılığında artış…</strong></p>

<p>Raporda Türkiye ile ilgili dikkat çeken noktalara da işaret eden Prof. Dr. Atasoy, bunlardan birinin metamfetamin kaçakçılığında yaşanan artış ve kokainin transit ülke olarak kullanımının yaygınlaşması olduğunu söyledi.</p>

<p>Özellikle 2019'dan bu yana metamfetamin yakalamalarında önemli bir artış gözlendiğini ve 2023'te rekor seviyede 21,9 ton madde ele geçirildiğini kaydeden Prof. Dr. Atasoy, “Bu durum, metamfetaminin İran üzerinden veya doğrudan İran'dan Afganistan menşeli olarak Türkiye'ye kaçakçılığının devam ettiğini göstermektedir. Öte yandan, ‘captagon’ yakalamalarında 2022'ye kıyasla düşüş yaşanmış olsa da Türkiye, Latin Amerika'dan Avrupa'ya gönderilen kokain için giderek daha fazla transit koridor olarak kullanılmaktadır ve bu durum, kaçakçıların güvenliğin sıkılaştırıldığı düşünülen Avrupa limanlarından kaçınma çabalarıyla ilişkilendirilebilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Ele geçirilen eroin miktarında düşüş var</strong></p>

<p>Türkiye’nin uyuşturucu kaçakçılığına karşı mücadelede aktif rol oynadığını ve bu kapsamda hem ulusal hem de uluslararası düzeyde operasyonlar yürütüldüğünü ifade eden Atasoy, şöyle devam etti:</p>

<p>“2023'te 13,7 milyon ‘captagon’ tableti ele geçirilmiş, ancak bu sayı bir önceki yıla göre azalmıştır. Ele geçirilen eroin miktarında da 2021'de 22,2 tondan 2022'de 8 tona olmak üzere yüzde 64'lük bir düşüş bildirilmiştir. Ele geçirilen eroin miktarındaki bu düşüş Taliban'ın Afganistan'da afyon üretimini yasaklamasının bir sonucu olabileceğinden, Avrupa ülkelerinin bu yasağın sentetik opioidlerin kullanımına katkıda bulunan koşullar yaratabileceğinin farkında olması gerekmektedir.”&nbsp;</p>

<p><strong>“Kokain ile bağlantılı uyuşturucu tedavisi talepleri son on yılda arttı”</strong></p>

<p>Prof. Dr. Atasoy, raporda, Türkiye'nin de içinde bulunduğu Orta Doğu ve Güney-Batı Asya bölgesinde metamfetamin ve ‘captagon’ kullanımının artış gösterdiği belirtilmekte ve bu durumun, zaten sınırlı kaynaklara sahip olan tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri üzerinde baskı oluşturabileceğine dikkat çekerek, “Türkiye'de, birincil kullanım uyuşturucusu olarak kokain ile bağlantılı uyuşturucu tedavisi talepleri son on yılda artmıştır.” dedi.</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>“Türkiye'de de atık sularda madde izlerine rastlanmıştır”</strong></span></p>

<p>Atık sular konusuna da değinen Prof. Dr. Atasoy, “Metamfetamin izleri, Çekya ve Slovakya gibi maddenin tarihsel olarak yoğunlaştığı ülke ve bölgelerde daha yoğun olmakla birlikte, Belçika, Doğu Almanya, İspanya, Hollanda (Krallığı) ve Türkiye'de de atık sularda madde izlerine rastlanmıştır.” diye konuştu.</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Türkiye’nin üretici bir ülke olduğu söylenemez</strong></span></p>

<p>Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Prof. Dr. Atasoy, Türkiye’ye batıdan, doğudan ve güneyden maddeler geldiğini dile getirerek, “Türkiye’nin üretici bir ülke olduğu söylenemez.” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Atasoy, Suriye’de eski rejimin sabun fabrikaların da bile uyuşturucu madde üretildiğinin görüldüğünü, bu ülkede yeni yönetimin bu durumla mücadele ettiğini de söyledi.</p>

<p><strong>Yapay zeka uyuşturucu üretiminde de kullanılıyor&nbsp;</strong></p>

<p>Prof. Dr. Atasoy, “Şimdilerde Türkiye’de yakalanan metamfetaminin Afganistan kaynaklı olup olmadığını anlayabilmek için tek yöntem içinde efedra DNA’sı bulunup bulunmadığını anlayabilmek. Bunun için dünyada ilk ve tek ekibiz. Üsküdar Üniversitesi olarak…” diye konuştu.</p>

<p>Yapay zeka ile uyuşturucu yapıldığını ve yeni maddelerin üretildiğini de kaydeden Prof. Dr. Atasoy, “Kaçakçılıkla mücadelede teknoloji kullanımında da Türkiye önde gelen ülkeler arasında yer alıyor.” dedi.</p>

<p><strong>Raporda neler yer alıyor?</strong></p>

<p>Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) 2024 Yıllık Raporunda, sentetik uyuşturucu üretimi ve tüketiminin son yıllarda hızla artmasının halk sağlığı ve uluslararası uyuşturucu kontrol sistemi açısından önemli zorluklar yarattığını belirtiliyor.&nbsp;</p>

<p><strong>2024 Raporundan bazı bölümler şöyle:&nbsp;</strong></p>

<p>“Silahlı çatışmaların yol açtığı insani acil durumlarda tıbbi amaçlarla uluslararası kontrol altındaki maddelere erişim sağlanmasındaki zorluklara dikkat çekmektedir. Uyuşturucu kontrol anlaşmaları, acil durumlarda tıbbi kullanım için kontrollü maddelerin hızlandırılmış hareketine izin vermektedir. INCB, silahlı çatışma bağlamında yabancı toprakların etkin kontrolünü elinde bulunduran Devletlere, uluslararası kontrollü maddeler içerenler de dahil olmak üzere ilaçlara engelsiz erişim sağlamak için acil önlem almaları çağrısında bulunmaktadır. INCB ayrıca bu tür Devletlere, işgalden önce opioid agonist tedavisi sağlanmışsa, kontrollü maddelere erişim sağlamaya devam etmeleri bulunur.”</p>

<p><strong>Öncüller raporu</strong></p>

<p><strong>Öncüller raporunda da şu ifadelere yer verildi:</strong></p>

<p>“İki ek fentanil öncüsü iki grup amfetamin tipi uyarıcı öncüsünün uluslararası kontrolü yürürlüğe girdi. 3 Aralık 2024 tarihinde, iki fentanil prekürsörü ve amfetamin tipi uyarıcıların yakından ilişkili iki seri tasarım prekürsörü (toplam 16 madde) 1988 Sözleşmesi Tablo I'e eklendi.”</p>

<p><strong>Afganistan'da yasadışı haşhaş ekimi 2024 yılında arttı</strong></p>

<p><strong>Raporda, şunlar da dikkat çekti:</strong></p>

<p>“Afganistan'da yasadışı haşhaş ekimi 2024 yılında artmış, ancak yine de 2022 yılında fiili yetkililer tarafından ilan edilen "uyuşturucu yasağı" öncesindeki seviyelerden daha düşük olmuştur. Yasadışı ekim alanı 12 bin 800 hektar ile bir önceki yıla göre yüzde 19 daha fazla olmuştur. Afganistan'da metamfetamin üretiminin artmaya devam ettiği görülmektedir. Bu durum, Orta Asya'daki komşu ülkelerde, Güney-Batı Asya'da ve Türkiye'de bu maddenin ele geçirilmesindeki artışla kanıtlanmaktadır.</p>

<p><strong>Ketamin Avrupa genelinde birçok ulusal yasadışı uyuşturucu pazarında mevcut…</strong></p>

<p>Suriye Arap Cumhuriyeti'nde 2011 yılından bu yana devam eden istikrarsızlık, kristal metamfetamin kaçakçılığının artmasıyla bütünleşen ‘captagon’un bulunabilirliğinde ve endüstriyel ölçekte üretiminde artışa neden olmuştur. Avrupa Birliği üye ülkeleri, üst üste altıncı yılda da rekor miktarda kokain ele geçirildiğini bildirdi. Avrupa'nın bazı bölgelerinde ketaminin tıbbi olmayan kullanımında bir artış görülmüştür. Kanıtlar, ketaminin Avrupa genelinde birçok ulusal yasadışı uyuşturucu pazarında sürekli olarak mevcut olduğunu göstermektedir.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenimetropol.com/birlesmis-milletler-dunya-2024-uyusturucu-raporu-aciklandi</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Mar 2025 12:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenimetropolcom.teimg.com/crop/1280x720/yenimetropol-com/uploads/2025/03/i-m-g-8942.png" type="image/jpeg" length="52617"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Manevi pratikler depresyon riskini azaltabiliyor!]]></title>
      <link>https://www.yenimetropol.com/mmanevi-pratikler-depresyon-riskini-azaltabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenimetropol.com/mmanevi-pratikler-depresyon-riskini-azaltabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ramazan ayının, kişilerin ruh sağlığı üzerinde de önemli etkileri olduğunu belirten uzmanlar, oruç tutmanın, sabrı ve stresle başa çıkma mekanizmalarını güçlendirebildiğini söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><meta charset="UTF-8" /></p>

<p><strong>Araştırmalara göre, dini ritüellerin ve manevi pratiklerin, kortizol seviyelerini dengeleyerek kaygıyı azalttığını&nbsp;dile getiren&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal,&nbsp;“Maneviyata yönelen kişilerde&nbsp;düzenli olarak yapılan içsel değerlendirme ve anlam arayışı&nbsp;ile bireylerde ruhsal dinginlik ve iç huzurun arttığı gözlemlenmiştir.” dedi.&nbsp;<br />
<img alt="" height="400" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/03/2f097746-b9b5-4c6d-a654-f09434a3d3a0.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></strong><br />
Şükür ve affetme duygularının, psikolojik dayanıklılığı desteklerken, manevi pratiklerin de&nbsp;depresyon riskini azaltabildiğini aktaran&nbsp;Sedef Koç&nbsp;Bal,&nbsp;yardımlaşma ve dayanışmanın, bireyin ruhsal tatminini artırarak toplumsal bağları güçlendirdiğini söyledi ve Ramazan boyunca kazanılan bu ruhsal kazanımları sürdürebilmek için, bireylerin bu dönemde geliştirdikleri alışkanlıkları günlük yaşamlarına entegre etmeleri önerisinde bulundu.</p>

<p><strong>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal,</strong> maneviyata&nbsp;yönelerek oruç tutmak ve ibadet etmek gibi ritüeller başta olmak üzere Ramazan ayının manevi yönden kişilerin ruh sağlığına nasıl katkıda bulunduğu hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Oruç tutmak, stresle başa çıkma mekanizmalarını güçlendirebilir</strong></p>

<p>Ramazan ayının, bireyin sabır duygusunu geliştirmesi için doğal bir ortam sunduğunu aktaran&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal, “Oruç tutmak, biyolojik ve psikolojik ihtiyaçların ertelenmesini gerektirir; bu da özdenetim mekanizmalarını güçlendirir. Psikolojik dayanıklılığın temel unsurlarından biri olan sabır, zorluklara karşı tahammül edebilme ve duygusal tepkileri yönetebilme kapasitesini artırır. Açlık, susuzluk gibi biyolojik ihtiyaçların karşılanamadığı anlarda bunun bireyde yaratacağı duygusal zorlanmayı tolere edebilmek önemli bir kazanımdır. Bireyler bu ihtiyaçları ertelemeyi dini motivasyonla yapsa da sonuç olarak öz disiplini arttırması beklenir. Bu süreç, bireyin duygusal regülasyon yeteneğini güçlendirerek daha sağlam bir psikolojik yapı oluşturmasını destekler.” dedi.</p>

<p>Ramazan ayının, yalnızca fiziksel bir ibadet değil, aynı zamanda bireyin ruh sağlığı üzerinde de önemli etkiler yaratan bir süreç olduğunu ifade eden&nbsp;Bal,&nbsp;“Oruç tutmak, biyolojik ihtiyaçları&nbsp;dengelemek yoluyla&nbsp;sabrı pekiştirerek bireyin stresle başa çıkma mekanizmalarını güçlendirebilir. Bu dönemde manevi derinleşme ve içsel muhasebe, psikolojik dayanıklılığı artırarak bireyin duygusal refahına katkıda bulunabilir.”&nbsp;şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Düzenli ibadet,&nbsp;ruhsal dinginliği ve&nbsp;iç huzuru&nbsp;artırıyor!</strong></p>

<p>Oruç tutmanın ruh sağlığı üzerindeki etkilerine değinenUzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal,&nbsp;“Oruç, bireyin öz disiplinini artırarak stres yönetimini destekler. Yapılan araştırmalar, dini ritüellerin ve manevi pratiklerin, kortizol seviyelerini dengeleyerek kaygıyı azalttığını&nbsp;göstermektedir. Yaşamında maneviyattan beslenen kişilerde, ruhsal dinginlik ve iç huzurun arttığı gözlemlenmiştir.” dedi.</p>

<p>Ancak depresyon, anksiyete veya diğer psikolojik rahatsızlıkları olan bireyler için Ramazan’ın&nbsp;farklı bir deneyim olabileceğine dikkat çeken&nbsp;Bal,&nbsp;“Bazı bireyler için oruç, biyolojik ritimlerin değişmesi nedeniyle zorluk yaratabilir. Uyku düzenindeki değişiklikler, kan şekeri dalgalanmaları ve uzun süreli açlık, duygu durum bozukluğu olan bireylerde tetikleyici olabilir. Bu nedenle, özellikle psikiyatrik tedavi gören bireylerin doktorlarına&nbsp;danışarak bu süreci yönetmeleri önemlidir.” diyerek&nbsp;uyarıda bulundu.</p>

<p><strong>Ramazan ayı psikolojik dayanıklılığı artırmak için önemli bir süreç…</strong></p>

<p>Ramazan ayında bireylerin, daha fazla içe dönüş yaparak kendilerini anlamlandırma sürecine girdiklerini aktaranUzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal,&nbsp;bu durumun, duygusal dayanıklılığı&nbsp;artırabileceğini ve ruhsal dengeyi destekleyebileceğini söyledi. “Şükran&nbsp;duygusunun arttığı bu dönemde, bireylerin olumlu düşünce yapılarının güçlendiğini de dile getiren&nbsp;Bal,&nbsp;şükran duymanın, ruh sağlığı açısından koruyucu bir faktör olup depresif belirtileri azaltabileceğini açıkladı.</p>

<p><strong>Ramazan boyunca bireylerin, sabır duygusunu pekiştirme fırsatı bulacağını sözlerine ekleyen&nbsp;Bal&nbsp;şöyle devam etti:</strong></p>

<p>“Sabır, psikolojik dayanıklılığın temel taşlarından biridir.&nbsp;“Sabır, bireyin duygularını düzenleme becerisini geliştirir. Anlık dürtülere karşı koymayı öğrenmek, uzun vadede bireyin stres yönetimini güçlendirir. Bu nedenle Ramazan, psikolojik dayanıklılığı artırmada önemli bir&nbsp;süreç&nbsp;olabilir.</p>

<p>Aynı şekilde affetmek de ruhsal huzuru destekleyen bir unsurdur. Yapılan araştırmalar, affetmenin bireyin kaygı düzeylerini düşürdüğünü ve psikolojik rahatlama sağladığını gösteriyor.&nbsp;Affetmek, kişinin kendisine duyduğu sevgiyi ve içsel barışı artırır. Bu süreç, bireyin daha huzurlu ve dengeli hissetmesine katkıda bulunur.”</p>

<p><strong>Manevi pratikler depresyon riskini azaltabiliyor!</strong></p>

<p>“Ramazan ayında manevi ritüellere yönelmek, bireyin&nbsp;ruh sağlığı üzerinde olumlu etkiler&nbsp;oluşturabilir.” diyen&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal,&nbsp;meditasyon ve mindfulness teknikleriyle birleştirilen oruç&nbsp;ibadetinin, bedene dair farkındalığı, zihinsel netliği ve iç huzuru artırabileceğini dile getirdi.</p>

<p>Bal,&nbsp;“Şükran&nbsp;ve meditasyon, bireyin bilinçli farkındalığını artırarak stresle başa çıkmasına yardımcı olur. Manevi pratiklerin beyin üzerindeki etkileri incelendiğinde, bu aktivitelerin pozitif duyguları artırdığı ve depresyon riskini azalttığı görülmüştür.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Küçük iyilikler ruhsal tatmini yükseltebilir…</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ramazan ayının, toplumsal dayanışmanın&nbsp;da&nbsp;güçlendiği bir dönem&nbsp;olduğunun altını çizen&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal,&nbsp;“Yardımlaşma ve paylaşma, bireyin ruh sağlığını olumlu yönde etkileyerek aidiyet duygusunu artırır. Başkalarına yardım etmek, beyindeki ödül sistemini harekete geçirerek mutluluk hormonlarının salgılanmasını&nbsp;sağlar.Küçük iyilikler bile bireyin ruhsal tatminini yükseltebilir.” dedi.</p>

<p>Ramazan ayının sağladığı ruhsal kazanımları sürdürebilmek için, bireylerin bu dönemde geliştirdikleri alışkanlıkları günlük yaşamlarına entegre etmelerini öneren&nbsp;Bal&nbsp;sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Şükran duygusu, sabırlı olmak, affetmeyi öğrenmek ve düzenli manevi pratiklere devam etmek, yalnızca belirli bir süreyle&nbsp;veya belirli bir inanç sistemiyle&nbsp;değil&nbsp;evrensel olarakruhsal dengeyi korumaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Ramazan,&nbsp;bireylerin ruhsal sağlıklarını güçlendirmek ve iç huzuru yakalamak adına önemli bir fırsattır. Ancak her bireyin bu süreci kendi psikolojik durumuna göre yönetmesi gerektiği unutulmamalı.&nbsp;Özellikle ruhsal rahatsızlığı olan bireylerin bilinçli hareket etmeleri ve gerektiğinde profesyonel destek almaları&nbsp;önemli bir nokta.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenimetropol.com/mmanevi-pratikler-depresyon-riskini-azaltabiliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Mar 2025 17:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenimetropolcom.teimg.com/crop/1280x720/yenimetropol-com/uploads/2025/03/2f097746-b9b5-4c6d-a654-f09434a3d3a0.jpeg" type="image/jpeg" length="43495"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlıktan çok görünüm kaygısıyla dişlere müdahale ediliyor!]]></title>
      <link>https://www.yenimetropol.com/sagliktan-cok-gorunum-kaygisiyla-dislere-mudahale-ediliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenimetropol.com/sagliktan-cok-gorunum-kaygisiyla-dislere-mudahale-ediliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Estetik diş müdahalelerinin giderek daha popüler hale geldiğini belirten uzmanlar beyaz ve düzgün dişlerin özgüven artırıcı etkisi nedeniyle özellikle gençler arasında daha çok tercih edildiğini söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><meta charset="UTF-8" /></p>

<p><strong>Sosyal medyanın beyaz, düzgün ve parlak dişlerin çekici bir görünümün parçası olduğu fikrini yaygınlaştırdığını ifade eden Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Berk&nbsp;Bellaz, “Sağlıktan çok görünümün önemine dair toplumsal bir simülasyon oluşturuluyor.” dedi.&nbsp;<br />
<img alt="" height="400" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/02/8596034b-4874-4d0b-90de-b0e83b637aaa.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></strong><br />
Diş beyazlatma, lamine ve şeffaf plak uygulamalarının en çok talep gören işlemler arasında yer aldığını dile getiren&nbsp;Prof. Dr. İbrahim Berk&nbsp;Bellaz,&nbsp;bilinçsiz yapılan uygulamaların diş minesine zarar verebileceği ve diş kaybına yol açabileceği konusunda uyardı.&nbsp;</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Berk&nbsp;Bellaz,&nbsp;estetik kaygıyla dişlere müdahale edilmesinin nedenleri ve sonuçları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Güzellik algısı ve erişim kolaylığı estetik diş müdahalelerini popüler hale getiriyor!</span></strong></p>

<p>Estetik diş müdahalelerinin görünüm ve özsaygı, medya ve sosyal medya etkisi, erişilebilirlik ve fiyatlar, teknolojik gelişmeler gibi nedenlerle popülerlik kazandığını dile getiren&nbsp;Prof. Dr. İbrahim Berk&nbsp;Bellaz, “Toplumda&nbsp;‘güzel’&nbsp;bir gülüşün kişisel ve profesyonel hayatta başarıyı artırdığına dair bir algı bulunuyor.&nbsp;İyi bir diş estetiği, bireylerin özgüvenini artırarak sosyal etkileşimlerini olumlu yönde etkileyebiliyor.” dedi.</p>

<p>Sosyal medya platformlarında estetik algıları şekillendiren içeriklerin, beyaz, düzgün ve parlak dişlerin çekici bir görünümün parçası olduğu fikrini yaygınlaştırdığını ifade eden&nbsp;Prof. Dr. İbrahim Berk&nbsp;Bellaz, “Sağlıktan çok görünümün önemine dair toplumsal bir simülasyon oluşturuluyor.&nbsp;Bununla birlikte diş estetiği hizmetlerinin giderek daha geniş kitleler tarafından erişilebilir hale gelmesi bu müdahalelerin popülerliğini artırıyor.&nbsp;Ayrıca daha az invaziv, hızlı, teknolojik imkanların artması,&nbsp;ağrısız yöntemlerin geliştirilmesi, estetik müdahaleleri daha cazip hale getiriyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>En popüler işlem diş beyazlatma…</strong></span></p>

<p>En çok talep gören estetik diş müdahalelerinin başında diş beyazlatma işlemi olduğunu aktaran&nbsp;Prof. Dr. İbrahim Berk&nbsp;Bellaz, “Estetik açıdan kolay, nispeten uygun maliyetli ve sonuçları hızlı olduğu için en çok tercih edilen işlemlerden biridir.” dedi.</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Prof. Dr. İbrahim Berk&nbsp;Bellaz&nbsp;diğer işlemleri ise şöyle açıkladı:</strong></span></p>

<p>“Diş yüzeyindeki şekil ve renk bozukluklarını düzeltmek için&nbsp;sıklıkla&nbsp;porselen lamine&nbsp;ve kompozit bonding&nbsp;kullanılır.Minimal invazivdir ve doğal görünümlü sonuçlar sağlar.Özellikle gençler ve genç yetişkinler arasında düzgün dişlere sahip olma&nbsp;amacıyla diş teli ve şeffaf plaklar tercih&nbsp;edilir.Zirkonyum ve&nbsp;e-max&nbsp;kronlar&nbsp;daha doğal ve estetik bir görünüm sağladığı için klasik metal destekli&nbsp;kronlara alternatif olarak popülerdir.&nbsp;Gummy smile (fazla görünen diş eti) düzeltmeleri&nbsp;de tercih edilen bir başka işlemdir ve&nbsp;lazerle veya cerrahi yöntemlerle yapılır.”</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Sosyal medya etkisiyle gençler diş estetiğine yöneliyor!</strong></span></p>

<p>Prof. Dr. İbrahim Berk&nbsp;Bellaz, estetik diş müdahalesine başvurma nedenlerinin&nbsp;yaş gruplarına göre değerlendirildiğinde 18-30 yaş aralığında&nbsp;özellikle sosyal medya etkisinin görüldüğüne dikkat çekti. 30-50 yaş aralığında iş yaşamında daha etkili bir görünüm hedefiyle veya zamanın getirdiği bazı değişiklikleri ortadan kaldırmak için tercih edildiğini aktaran&nbsp;Prof. Dr. Bellaz, 50 yaş üstünde ise daha&nbsp;çok doğal dişlerin korunması ve protezlerin estetikle uyumlu hale getirilmesi için başvurulduğunu söyledi.</p>

<p><strong>Estetik kaygıyla yapılan diş müdahalelerinin altında bazı toplumsal ve kültürel etkiler olduğu değerlendirmesini yapan&nbsp;Prof. Dr. İbrahim Berk&nbsp;Bellaz, bu etkileri şöyle açıkladı:</strong></p>

<p>“Güzellik&nbsp;standartları&nbsp;değişiyor.&nbsp;Parlak ve düzgün dişler, sağlıklı ve çekici görünümün simgesi haline geldi.&nbsp;Güzel bir gülüşün, kariyer fırsatlarını, diğer insanlarla etkileşimi ve sosyal kabulü artırdığı düşünülüyor.&nbsp;Özellikle küreselleşme ve sosyal medya etkisiyle, batı odaklı&nbsp;‘ideal gülüş’&nbsp;anlayışı ve dişlerin daha beyaz görünümü talebi tüm dünyaya yayıldı.”</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Yanlış uygulamalar diş kayıplarına bile neden olabiliyor!</strong></span></p>

<p>Zorunlu haller dışında estetik kaygıyla dişlere müdahale etmenin bireyin özgüvenini artırarak psikolojik faydalar sağlayabildiğini, dişlerin&nbsp;ve ağız yapısının&nbsp;düzenlenerek&nbsp;çiğneme ve konuşma işlevlerinin&nbsp;iyileştirebildiğini dile getiren&nbsp;Prof. Dr. İbrahim Berk&nbsp;Bellaz, bu avantajlarının yanında birçok dezavantajı bulunduğunu da sözlerine ekledi:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Beyazlatma gibi işlemler diş minesini zayıflatabilir, bu da dişlerde hassasiyete neden olabilir.&nbsp;Hatalı uygulamalar diş etinde iltihaplanma riskini artırabilir.&nbsp;Özellikle bonding gibi işlemler düzenli bakım yapılmazsa çabuk aşınabilir.&nbsp;Bunlara ek olarak diş kayıplarına kadar giden sorunlar ortaya çıkabilir.&nbsp;Tedavi amacıyla&nbsp;yapılan girişimler dişlerde bazı madde kayıplarını gerektirebiliyor. Bunun yanında hasta veya hekimden kaynaklanan sebeplerle dişlerde tedavi komplikasyonları çıkabiliyor, yapılan restorasyonların yıllar içinde tekrarlanması gerekebiliyor. Her tekrarda komplikasyon ve kayıp oranları artıyor. Ömür süreleri çok uzadığı için&nbsp;de sadece kozmetik amaçla yapılan tedaviler, bu kişilerde yaşlılık yıllarında sorunların artması ile sonuçlanabilir.”</p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Sağlıklı sonuçlar için bilinçli davranılmalı!</span></strong></p>

<p>Bazı yanlış bilgilerin de diş estetiği işlemlerinin yaygınlaşmasına katkı sağladığına vurgu yapan&nbsp;Prof. Dr. İbrahim Berk&nbsp;Bellaz, “Beyazlatma işleminin kalıcı olduğu zannedilir. Oysa beyazlatma işlemi etkili olsa da, diyet ve alışkanlıklara bağlı olarak renklenme geri dönebilir.&nbsp;Aynı şekilde&nbsp;lamineler&nbsp;de&nbsp;her&nbsp;diş yapısına uygun değildir. Uygulama öncesi diş sağlığının&nbsp;detaylı şekilde değerlendirilmesi gerekir.” dedi.</p>

<p><strong>Lamine&nbsp;yapılırken diş kesimi gerekmediği&nbsp;inanışını da değerlendiren&nbsp;Prof. Dr. İbrahim Berk&nbsp;Bellaz,&nbsp;sözlerini şöyle tamamladı:&nbsp;</strong></p>

<p>“Medya&nbsp;ve sosyal platformlarda reklam amaçlı olarak bu işlemin çok kısa sürede ve dişten hiç aşındırma yapmadan yapıldığı gibi bir izlenim&nbsp;oluşturuluyor.&nbsp;Çok az ve tek laminevakalarında bu gerçekleşebilse de çoklu uygulamalarda kesim yapılması gerekebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenimetropol.com/sagliktan-cok-gorunum-kaygisiyla-dislere-mudahale-ediliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Feb 2025 09:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenimetropolcom.teimg.com/crop/1280x720/yenimetropol-com/uploads/2025/02/8596034b-4874-4d0b-90de-b0e83b637aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="98261"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hileli Ballarla Mücadele İçin Düzenlenen Eğitime 300 Arıcıyla Rekor Katılım!]]></title>
      <link>https://www.yenimetropol.com/hileli-ballarla-mucadele-icin-duzenlenen-egitime-300-ariciyla-rekor-katilim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenimetropol.com/hileli-ballarla-mucadele-icin-duzenlenen-egitime-300-ariciyla-rekor-katilim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2018 yılından bu yana Balparmak Arıcılık Akademisinin eğitim faaliyetleriyle 7000 arıcıya ulaşıldığını anlatan Balparmak Yönetim Kurulu Başkanı Özen Altıparmak: “Ucuza satılan bal benzeri hileli ürünler arıcıyı meslekten koparıyor, gençleri ve kadınları mesleğe kazandırmamız lazım”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><meta charset="UTF-8" /></p>

<p><strong>Türkiye, arıcılık ve arı ürünleri yönünden oldukça zengin bir floraya sahip. Resmi verilere göre 120 bin tona yakın, araştırma şirketleri ve sektörün önde gelenlerine göre ise 60-70 bin ton civarında bal üreten Türkiye’yi bekleyen çok önemli bir tehlike var.<br />
<img alt="" height="423" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/01/i-m-g-5899-1.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></strong>Zor şartlar altında, konar – göçer arıcılık yapan aileler, taklit, tağşiş ve hileli yöntemlerle üretilen bal benzeri ürünlerle başa çıkamayınca mesleklerini terk etmeye başladı. Arıcı ailelerinin gençleri de meslekte bir gelecek görmediği için artık mesleği devam ettirmek istemiyor. Bu sorunlar yüzünden arıcıların ortalama yaşı 55’e kadar yükseldi. Genellikle aile mesleği olarak yapılan ve bir sonraki kuşağa aktarılan kadim arıcılık bilgileri de yok olma tehlikesi ile karşı karşıya.&nbsp;<br />
<img alt="" height="448" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/01/i-m-g-5897.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" />Yarım asra yakındır arıcılarla kol kola sektörü geliştirmeye çalışan Balparmak, arıcılık mesleğinin sürdürülebilirliğini sağlamak için uzun yıllardır uğraş veriyor. 2018 yılında kurduğu Balparmak Arıcılık Akademisi bünyesinde bir yandan arı sağlığına yönelik eğitimler veren marka, bir yandan da gençleri ve özellikle kadınları mesleğe kazandırmaya çalışıyor. Balparmak Arıcılık Akademisi’nin 2025 yılı eğitimlerinin başladığı&nbsp;“Bal arısı sağlığı”&nbsp;konulu eğitiminde mikrofon uzattığımız&nbsp;Balparmak Yönetim Kurulu Başkanı Özen Altıparmak, “Ben ömrümü bala ve arıya adadım. Arının ve balın yolculuğunu daha iyi anlayabilmek için arıcılarla dağ tepe dolaştım, çadırlarda yattım. Arıcılığın ne kadar zor bir meslek olduğunu çok iyi biliyorum. Yarım asırdır hem işimiz hem de gücümüz olan bu mesleği korumayı ve yaşatmayı, doğal bala, arıya ve tüketicilerimize karşı bir sorumluluk olarak görüyorum” diyor.</p>

<p><img alt="" height="400" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/01/i-m-g-5895.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" />Arıcılık akademisinde özellikle kadınları ve gençleri arıcılık mesleğine kazandırmaya çalıştıklarına işaret eden Altıparmak, “Arıcı nüfusu yaşlanıyor. Türkiye’de arıcıların ortalama yaşı 50’nin üzerine çıktı. Bu ailece yapılması gereken bir meslek. Gençler ve kadınlar bu işte neredeyse yok denilecek kadar az. Örneğin katma değerli arı ürünleri arasında yer alan arı sütü, oldukça hassas bir üretim süreci gerektiriyor. Bu nedenle, bu üründe kadın emeği büyük bir değer taşıyor. Bu ürünlerle ilgili bir diğer önemli nokta ise; Balın yanı sıra arı sütü, polen ve propolis gibi katma değerli ve daha kârlı ürünlerin üretimi, ülke ihracatı açısından da büyük önem taşıyor. Bu ürünlerin üretiminin artması, Türkiye ekonomisine ciddi katkılar sağlayabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><img alt="" height="400" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/01/i-m-g-5893.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" />Türkiye’nin zengin çiçek ve bitki florası sayesinde arıcılık açısından eşsiz bir potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Altıparmak, ancak bal benzeri hileli ürünler sorununun sektördeki herkesin tadını kaçırdığının altını çizdi. Altıparmak, şöyle devam etti:&nbsp;“Şeker şuruplarından üretilen bal benzeri ürünlerin “bal” etiketiyle raflarda yerini alması, hepimizi üzüyor. Resmi verilere göre ülkemizde 120 bin tona yakın bal satışı yapılıyor, ancak yarım asırlık tecrübem, bu miktarın sadece 60-70 bin tonunun doğal bal olduğunu söylüyor. Peki, o zaman geri kalan yarısı ne? mesleğini hakkıyla yapan gerçek arıcılar, haklı olarak bu duruma tepki gösteriyor ve mesleğe küsüyor. Çoluğuyla çocuğuyla yılın 8-9 ayını dağ bayır dolaşıp, bin bir zorlukla ürettikleri balın, sahte ürünlerle aynı rafta yer alması moral bozucu. Bu sorun nedeniyle gençler ve arıcı aileler, karlılığı düşen bu mesleği artık yapmak istemiyor. Çünkü bir gelecek göremiyorlar.”&nbsp;<br />
<img alt="" height="400" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/01/1c5730b2-4765-4347-8fbc-2cbb5778fd38-1.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /><br />
Arıcılık mesleğinin yaş ortalamasının 50’nin üzerine çıktığını ve mesleğin yeni nesillere aktarılamadığını ifade eden Altıparmak, yıllardır bu tehlikeye dikkat çekmeye çalıştığını kaydetti. Bu öngörüyle, 2018 yılında Balparmak Arıcılık Akademisi’ni kurarak, eğitimlere başladıklarını belirten Altıparmak, “Amacımız gençleri ve özellikle kadınları mesleğe kazandırmak. Eğitimlerimizde, daha kaliteli ve verimli üretim yapmanın yollarını ve arı hastalıklarıyla mücadele yöntemlerini bilimsel temellere dayandırarak anlatıyoruz. AR-GE ve laboratuvar gücümüzü, arıcının emeğini ve geçimini korumak için seferber ediyoruz. Biz, Balparmak olarak elimizi taşın altına koyduk. AR-GE merkezimizde, taklit ve tağşişle mücadele için kapsamlı araştırmalar yapıyor, tüm dünyada ses getirecek her türlü hilenin tespiti için yöntemler geliştiriyoruz. Kalıcı çözüm için arıcı birlikleri, devlet yetkilileri ve sektördeki markalar olarak hepimizin bir araya gelip güç birliği yapması gerekiyor” dedi.</p>

<p><img alt="" height="400" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2025/01/97841595-ddd9-4e4a-be07-793fd59a6cbb.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" />Balparmak Arıcılık Akademisi ile bugüne kadar 7000’den fazla arıcıya ulaştıklarını kaydeden Altıparmak, şöyle devam etti: “Şimdi bu arıcıların arasında mesleğini büyük bir ustalıkla yapanlar var. Balmumu, polen, arı sütü, propolis gibi ürünleri işleyerek kendilerine yeni iş kolları açan kadın arıcılar da var. Onları gördükçe, sektörümüz adına umutlanıyorum ve mücadeleye devam etmek için gücümü tazeliyorum. Şimdi bu zinciri koparmadan daha da genişletmek gerekiyor. Bu nedenle eğitimlere ve desteğe devam edeceğiz. Alanında uzman profesörlerimiz Sayın Levent Aydın ve Kenan Gişan, bizleri kırmayarak eğitimlere katılıyor ve siz arıcılarımızla değerli bilgilerini paylaşıyor. Kendilerine minnet borçluyuz. Ayrıca, arıcı birliklerindeki dostlarım&nbsp;İstanbul İli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı&nbsp;Onur Çilenk ve&nbsp;Sakarya İli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı&nbsp;Mustafa Ör’e teşekkür etmek istiyorum. Çünkü bu, birbirini anlayan ve destekleyen güçlü bir ekip işi. İşini dürüstçe yapan, hakkıyla emek veren ve kazanç sağlayan her paydaşımızla bir arada olmaktan gurur duyuyoruz. Bu birlikteliği sürdürülebilir kılmak için elimizden geleni yapmaya da devam edeceğiz.”</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>SÜRDÜRÜLEBİLİR ARICILIK TARIM İÇİN DE ÖNEMLİ</strong></span></p>

<p>Arıcılığın sürdürülebilir hale gelmesinin sadece bal ve arı ürünleri üretimi için değil soframıza gelen diğer tarım ürünleri için de kritik öneme sahip olduğunu kaydeden Altıparmak, şunları söylüyor: “Tabağımıza koyduğumuz sebze ve meyvelerin yüzde 75’i arıların bitkileri tozlaması sayesinde gerçekleşiyor. İklim değişikliği, yanlış ve kontrolsüz tarımsal ilaçlama, arıların doğal nektar kaynaklarının ortadan kaldırılması bir yandan arı popülasyonunu azaltırken, diğer yandan çok değerli bir besin kaynağından da bizleri mahrum bırakıyor. Oysa dünya üzerinde bozulmadan çok uzun yıllar kalabilen özel besin maddelerinden biri bal… Bir arı bal toplamak için kovanından yaklaşık 8 km uzağa uçabiliyor. Bu nedenle çevre koşulları ve tarım alanlarının kontrolsüz ilaçlanması arı popülasyonuna ve balın kalitesine en çok zararı veren iki etken. Bugün önlem almazsak, hem yarın soframıza gelen yiyecekler azalacak hem de balın kalitesi bozulacak. O nedenle organik tarım ilacı kullanmak, tarım ilaçlarını arıların uçmayacağı gece saatlerinde yapmak önemli.”&nbsp;</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>“KOVAN BAŞINA VERİMLİLİĞİ 13 KİLODAN 25 KİLOYA ÇIKARABİLİRİZ”</strong></span></p>

<p>Arı sağlığını etkileyen hastalık zararlılarından ve bunların kontrolü konusunda bilgi veren ayrıca Türkiye’de kovan başına bal veriminin;&nbsp;çevresel faktörler, iklim koşulları ve&nbsp;tozlaşma&nbsp;(polinasyon)&nbsp;yapan arıların sağlığı gibi birçok etkene bağlı olduğunu vurgulayan&nbsp;Bursa Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Aydın, “FAO verileri kullanılarak hesaplanan dünya ortalama kovan başına verimlilik yaklaşık 18,1 kg. Türkiye’nin kovan başına ortalama bal verimi ise 14 kg.&nbsp;civarında. Her ne kadar ülkemiz, bitki florasının çeşitliliği açısından avantajlı bir konumda olsa da günümüzde karşı karşıya olduğumuz iklim krizi ve çevre kirliliği, bu avantajın tam anlamıyla değerlendirilmesini zorlaştırıyor. Dolayısıyla bizim temel amacımız, arıcılığı bilimsel olarak öğretmek. Kadınları ve gençleri sektöre kazandırmak, ayrıca mevcut arıcıları da modern arıcılık teknikleri eğitimleriyle desteklemek. Çünkü doğru bir teknikle verilen eğitimle Türkiye’de verimlilik ve kalite somut şekilde artacak potansiyele sahip. Kovan başına verimliliği 13 kilodan 25 kiloya çıkarabiliriz” diyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>EN FAZLA HİLEYE MARUZ KALAN GIDA ÜRÜNÜ BAL</strong></span></p>

<p>Gıda ürünleri arasında en fazla hileye maruz kalan gıda ürününün bal ve diğer arı ürünleri olduğunu kaydeden&nbsp;Balparmak AR-GE ve Kalite Direktörü Dr. Emel Damarlı, balda taklit ve tağşişin analiz edilmesi konusunda dünyaya örnek olacak buluşlar gerçekleştirdiklerini vurguladı. Damarlı, Balparmak’ın taklit ve tağşiş konusunda yaptığı çalışmaları şöyle anlattı:&nbsp;“Ülkemizde açıkta satılan balların veya denetim eksiği olan ürünlerin raflarda yer almasıyla mücadele ediyoruz. 2022 yılında Balparmak AR-GE Merkezimize yaptığımız teknolojik yatırım sayesinde hileli bal dediğimiz ve mısır, pancar, pirinç, agave gibi çeşitli şeker şuruplarından yapılan ürünleri, ayrıca bu şuruplardan elde edilen hileli bala gerçek bal algısı vermek amacıyla katılan gıda boyalarının ve enzim katkılarının varlığını, doğruluğu yüksek ve hassas bir formatta 25 dakika gibi oldukça kısa bir sürede tespit edebiliyoruz.”</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Arıcıların Görüşleri</strong></span></p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Arıcı&nbsp;Nihan&nbsp;Kofuroğulları:</strong></span></p>

<p>“Ben aslında hemşireyim ve şu anda ikinci üniversitemi okuyorum. Buradaki eğitim bize gerçekten çok şey kazandırdı. Kadınların bu işi yapması özellikle çok önemli çünkü biz kadınlar bu alanda oldukça yetenekliyiz.”</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Arıcı Mustafa Kılınç:</strong></span></p>

<p>“Arıcılığa bir yıl önce başladım. Daha önce e-ticaret alanında çalışıyordum. İstanbul’dan uzaklaşıp arılarla birlikte güneye taşındım. Bu eğitimin tüm arıcılara büyük fayda sağlayacağına inanıyorum çünkü burada bahsedilen konular hepimizin eksikleriyle doğrudan ilgili. Arıcılığı bilinçli yapanlar ve yapmayanlar arasında büyük farklar var, ancak bu eğitim arıcılığı bir adım ileriye taşıyacak. Arıcılık zor bir meslek; sonuçta bir canlıyla uğraşıyoruz. Onu bir kovana taşıyoruz, ama sadece oraya bırakmak yetmiyor. Arıya özgürlüğünü vermek, onun alanına göre hareket etmek gerekiyor. Ben, dünyaya bir katkıda bulunacaksam bunu arıcılıkla yapabilirim diye düşünüyorum.”</p>

<p>&nbsp;<span style="color:#c0392b"><strong>Arıcı&nbsp;Gözde Erdemir Aktürk:</strong></span></p>

<p>“İstanbul’da yaşıyorum ve arıcılığı da burada yapıyorum. Aslında, 12 yıl boyunca bir demir-çelik şirketinin CEO’luğunu yürüttüm. Ancak bir sağlık sorunu yaşadıktan sonra bu kadar stresli bir işi sürdürmek istemediğime karar verdim ve tarıma yöneldim. Arıcılıkla ilgili bir eğitim aldıktan sonra ise tarımı tamamen bırakarak arıcılığa odaklandım. Arıcılığın incelikleri genelde kulaktan kulağa öğreniliyor. Ancak bu durum bazı yanlış bilgilerin yayılmasına sebep olabiliyor. Arıcılık eğitimleri, bu yanlışları düzeltmek açısından çok önemli bir rol oynuyor. Örneğin, zayıf kolonilerin güçlü kolonilerle desteklenmesi gerektiğini düşünüyordum ama bu yanlışı eğitimde öğrendim. Ayrıca, iklim değişikliğini de dikkate alarak üretim stratejilerimizi buna uygun şekilde değiştirmemiz gerekiyor. Bundan sonra tamamen arıcılık yapmayı hedefliyorum. Ne tüccarlık ne de ticaret… Mis gibi bir havada arılarımı yetiştirmek istiyorum. Bu iş benim için bir tutkuya dönüştü. Amacım, bu ülkede güzel bal, kaliteli polen ve arı sütü gibi değerli ürünler üretmek.”</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Balparmak Arıcılık Akademisi Hakkında:&nbsp;</strong></span></p>

<p>Arıcılık, doğa için taşıdığı büyük önemin yanı sıra, binlerce yıllık bir geçmişe sahip olan kadim bir meslektir. Ancak, yaş ortalamasının 50’nin üzerine çıkması ve yeni nesillerin arıcılık mesleğine olan ilgisinin azalması, bu mesleğin geleceğini tehdit etmektedir. Bu kritik sorunu ele almak ve arıcılığın sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla, Balparmak Arıcılık Akademisi 2018 yılında Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın (EBRD) da katkılarıyla Balparmak tarafından, Muğla’nın Ula ilçesinde kurulmuştur.&nbsp;</p>

<p>Balparmak Arıcılık Akademisi’nin temel hedefi, gençleri ve özellikle kadınları bu mesleğe kazandırmak, balın yanı sıra arı sütü, polen ve propolis gibi katma değerli ürünlerin kaliteli ve verimli üretimini artırmaktır. Akademi, bugüne kadar 7000’den fazla arıcıya ulaşmayı başarmış ve arıcılık sektöründe fark yaratacak pek çok eğitim programı düzenlemiştir.</p>

<p>Eğitimlerde; arı yaşamı ve biyolojisi, koloni bakımı ve yönetimi, arı hastalıkları, ana arı üretimi, arı ürünleri üretimi, arıcılık ekipmanları, regülasyonlar ve nektarlı bitkiler gibi konular ele alınmaktadır. Modern arıcılık teknikleri ve bilimsel temeller ışığında daha kaliteli ve verimli üretim yapma yöntemleri öğretilmekte, sektörde karşılaşılan sorunlara çözüm sunulmaktadır.&nbsp;</p>

<p>Geçmiş yıllarda verilen eğitimlerde,&nbsp;resmi&nbsp;kurumlarla iş birliği yapılarak sertifikalı veya MEB diplomalı olarak tamamlanmıştır.&nbsp;</p>

<p>Balparmak Arıcılık Akademisi, sunduğu eğitim programları ve yenilikçi uygulamalarıyla arıcılık mesleğinin geleceğini güvence altına almayı hedeflemektedir. Arıcılık sektöründe kaliteli ve verimli üretimin sağlanması, yeni nesillerin bu mesleğe kazandırılması ve kadınların sektördeki varlığının artırılması sayesinde arıcılık hem ekonomik hem de ekolojik anlamda daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşacaktır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenimetropol.com/hileli-ballarla-mucadele-icin-duzenlenen-egitime-300-ariciyla-rekor-katilim</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jan 2025 09:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenimetropolcom.teimg.com/crop/1280x720/yenimetropol-com/uploads/2025/01/i-m-g-5894.jpeg" type="image/jpeg" length="79907"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Nöroloji Uzman Prof. Dr. Sultan Tarlacı ; "MS’in erken belirtileri genellikle sabit değildir!"]]></title>
      <link>https://www.yenimetropol.com/noroloji-uzman-prof-dr-sultan-tarlaci-msin-erken-belirtileri-genellikle-sabit-degildir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenimetropol.com/noroloji-uzman-prof-dr-sultan-tarlaci-msin-erken-belirtileri-genellikle-sabit-degildir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Merkezi sinir sistemini etkileyen otoimmün bir hastalık olan Multipl Skleroz (MS) hastalığının erken
dönemde sabit belirtiler vermediğini aktaran Nöroloji Uzman Prof. Dr. Sultan Tarlacı, bu nedenle
belirtilerin başka hastalıklarla karıştırılabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>MS belirtilerinin, hastalığın seyrine bağlı olarak zamanla ilerleyebileceği ve farklı aşamalarda&nbsp;değişiklik gösterebileceğine vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, hastalığın tedavisi konusunda&nbsp;karşılaştığı vakalardan örnekler vererek “Hastalığın seyri kişiden kişiye büyük farklılıklar&nbsp;gösterebilir ve doğru yönetim ile ilerlemesi yavaşlatılabilir.” dedi. </strong></p>

<p><strong><img alt="" height="400" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2024/12/sultan-tarlaci-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></strong></p>

<p>Prof. Dr. Tarlacı ayrıca hastaların&nbsp;MS belirtileri ile başa çıkmalarını kolaylaştıracak önerilerde bulundu.&nbsp;Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzman Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Multipl Skleroz&nbsp;(MS) hastalığının erken belirtileri hakkında bilgi verdi ve MS belirtileri ile başa çıkma teknikleri&nbsp;hakkında öneriler paylaştı.&nbsp;Erken belirtiler başka hastalıklarla karıştırılabilir!&nbsp;Multipl Skleroz (MS) hastalığının merkezi sinir sistemini etkileyen bir otoimmün hastalık olduğunu&nbsp;hatırlatan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “MS’in erken belirtileri genellikle sabit değildir. Bu durum, MS'in&nbsp;diğer nörolojik ve sistemik hastalıklarla karışmasına neden olabilir.” dedi.&nbsp;Erken belirtiler arasında görme sorunları, özellikle optik nörit ile kendini gösteren tek taraflı bulanık&nbsp;görme, renklerin soluk algılanması ve göz hareketleriyle ortaya çıkan ağrı bulunduğunu aktaran Prof.&nbsp;Dr. Sultan Tarlacı, “Bu durum, migren, diyabetik retinopati veya glokom gibi hastalıklarla karışabilir.&nbsp;Duyu bozuklukları da sık görülen bir belirtidir. Kol, bacak veya yüz bölgesinde uyuşma ve&nbsp;karıncalanma hissi, boyun fıtığı veya periferik nöropati gibi durumlarla benzerlik gösterebilir.&nbsp;Yorgunluk, özellikle nedeni açıklanamayan ve dinlenmekle geçmeyen bir yorgunluk hissi, fibromiyalji&nbsp;ya da depresyon gibi hastalıklarla karışabilir. Denge ve koordinasyon sorunları, vertigo veya denge&nbsp;bozukluğu şeklinde ortaya çıkabilir ve iç kulak hastalıkları ya da beyin damar hastalıkları ile&nbsp;karıştırılabilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p>Ayrıca kas güçsüzlüğü ve spastisite gibi belirtilerin, miyopati veya motor nöron hastalıkları ile&nbsp;benzerlik gösterebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarlacı, MS belirtilerinin, genellikle farklı&nbsp;zamanlarda ortaya çıkması ve düzensiz bir seyir izlemesi nedeniyle doğru tanı konulmasının zaman&nbsp;alabileceğine dikkat çekti.</p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Hastalığın seyri belirtileri farklılaştırabiliyor</span></strong></p>

<p>MS belirtilerinin, hastalığın seyrine bağlı olarak zamanla ilerleyebileceği ve farklı aşamalarda değişiklik<br />
gösterebileceğine vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, bu aşamaları şöyle açıkladı:<br />
“MS'in seyri genellikle dört ana tip altında sınıflandırılır. Hastalığın başlangıcında en sık görülen form<br />
olan RRMS, ataklar ve iyileşme dönemleri ile karakterizedir. Ataklar sırasında yeni belirtiler ortaya<br />
çıkabilir veya mevcut belirtiler şiddetlenebilir. Remisyon dönemlerinde belirtiler kısmen veya<br />
tamamen kaybolabilir. Zamanla, bazı hastalarda RRMS formu SPMS’ye dönüşebilir. Bu aşamada,<br />
atakların sıklığı azalır, ancak nörolojik fonksiyon kaybı giderek artar ve belirtiler sürekli hale gelir.<br />
Örneğin, yürüme zorlukları veya sürekli kas spastisitesi belirgin hale gelebilir.</p>

<p>PPMS, hastalığın başlangıcından itibaren nörolojik fonksiyon kaybının sürekli ilerlediği bir formdur.&nbsp;Ataklar genellikle görülmez, ancak yavaş bir kötüleşme süreci vardır. Bu formda, hareket kabiliyeti ve&nbsp;denge sorunları erken dönemde ortaya çıkabilir ve giderek artar. PRMS ise hem sürekli bir ilerleme<br />
hem de ara sıra ataklarla kendini gösterir. Ancak bu form oldukça nadirdir. Hastalığın ilerleyen<br />
aşamalarında belirtiler daha karmaşık hale gelebilir. Yutma ve konuşma zorlukları, ileri düzeyde kas<br />
güçsüzlüğü, ciddi yorgunluk, bilişsel bozukluklar ve mesane ya da bağırsak kontrol sorunları sık<br />
görülür. Ancak hastalığın seyri kişiden kişiye büyük farklılıklar gösterebilir ve doğru yönetim ile<br />
ilerlemesi yavaşlatılabilir.”</p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Hastaya özgü tedavi stratejileri geliştirilmeli…</span></strong></p>

<p>MS belirtileri ve hastalığın ilerleyişi konusunda karşılaştı en ilginç vakadan bahseden Prof. Dr. Sultan<br />
Tarlacı, “En ilginç vaka tek taraflı görme kaybı 1 ay önce olan ve uluslararası gemi seyahatinde olduğu<br />
için tedaviden yararlanamamış bir gemiciydi. Sağ gözü tam kördü. Işık algısı ve 50 cam’den parmak<br />
sayması daha yoktu. Normalde 1 ay geçmiş ve artık tedavi zamanını aşmış kabul edilen bir kişiydi.<br />
Ancak görme çok değerli olduğundan, bir ay geçse de hasta ile birlikte en azından kısa süreliğine<br />
yüksek doz kortizon deneyelim kararı aldık. Başladık ve bir hafta sonrasında görmesi, körlüğü tam<br />
olarak sekelsiz düzeldi. Böyle bir durum tedavinin bireysel olması ve kitaba bağlı kalmamak gerektiği,<br />
hastaya özgü de düşünmek, tedavi stratejileri geliştirmek gerektiği konusunda bir deneyim oldu.”<br />
dedi.</p>

<p><strong>Bir diğer ilginç vakanın ise ‘hastalık farkındalığı olmayan’ bir hasta olduğunu belirten Prof. Dr. Sultan&nbsp;Tarlacı, bu vakayı da şöyle anlattı:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Bu hastada, MS’in ilerleyişi sırasında hafif bilişsel bozukluklar gelişmiş, ancak hasta semptomlarını<br />
fark edememişti. Yakınlarının ısrarlı şikayetleri üzerine yapılan değerlendirmede, yavaş ilerleyen bir<br />
MS formu olan Primary Progressive MS teşhis edildi. Özellikle bilişsel sorunlar ve kişilik değişiklikleri,<br />
hastanın hem kendi semptomlarını küçümsemesine hem de tedaviye direnç göstermesine neden<br />
olmuştu. Tedavi ve destekle hem bilişsel hem de psikolojik durumu stabilize edilerek yaşam kalitesi<br />
artırılabildi. Bu tür vakalar, MS’in klinik spektrumunun ne kadar geniş olduğunu ve her hastada seyrin<br />
benzersiz olabileceğini gösteriyor.”</p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">MS belirtileri ile başa çıkma teknikleri yaşam kalitesini artırabilir!</span></strong></p>

<p>Multipl Skleroz (MS) belirtileriyle başa çıkmak için hastalara çeşitli stratejiler önerildiğini dile getiren<br />
Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “İlk olarak, hastalığı modifiye edici tedaviler (DMT) kullanılarak hastalığın<br />
ilerlemesi yavaşlatılabilir ve atak sıklığı azaltılabilir. Ayrıca, belirtilere yönelik ilaç tedavileri, ağrı,<br />
spastisite, yorgunluk, depresyon ve mesane sorunları gibi durumlarla başa çıkmak için önemlidir.”<br />
dedi.</p>

<p><strong>Fiziksel aktivitenin de MS hastalarının yaşam kalitesini artırabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Sultan<br />
Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:</strong></p>

<p>“Özellikle fizyoterapi, kas güçsüzlüğü, spastisite ve denge sorunları için faydalıdır. Düşük etkili<br />
egzersizler, örneğin yoga, yüzme ve pilates, esneklik ve hareket kabiliyetini geliştirirken yorgunluğu<br />
da azaltabilir. Ergoterapi, hastaların günlük yaşam aktivitelerinde zorluk yaşamamaları için enerji<br />
koruma teknikleri sunar. Beslenme, MS’te önemli bir rol oynar. Anti-enflamatuar diyetler, Omega-3<br />
yağ asitleri ve bol sebze tüketimi önerilirken, yeterli su tüketimi de mesane ve bağırsak sağlığını&nbsp;destekler. Sigara ve alkol MS semptomlarını kötüleştirebileceği için bu alışkanlıkların bırakılması<br />
teşvik edilir. Psikolojik destek de büyük önem taşır. Depresyon ve kaygıyı yönetmek için psikoterapi<br />
ve stres azaltıcı teknikler, hastaların genel ruh halini iyileştirebilir. Tüm bu stratejiler, hastaların MS ile<br />
daha iyi başa çıkmalarına ve yaşam kalitelerini artırmalarına yardımcı olabilir.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenimetropol.com/noroloji-uzman-prof-dr-sultan-tarlaci-msin-erken-belirtileri-genellikle-sabit-degildir</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Dec 2024 16:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenimetropolcom.teimg.com/crop/1280x720/yenimetropol-com/uploads/2024/12/sultan-tarlaci.jpg" type="image/jpeg" length="16193"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp Krizi Riskinde Beslenmenin Önemi Büyük]]></title>
      <link>https://www.yenimetropol.com/kalp-krizi-riskinde-beslenmenin-onemi-buyuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenimetropol.com/kalp-krizi-riskinde-beslenmenin-onemi-buyuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sancaktepe İlhan Varank Eğitim ve Araştırma Hastanesi doktorlarından Kardiyolog Uzman Dr. Doğuş Gökçek, kalp krizi ve damar hastalıkları hakkında gazetemize önemli açıklamalarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dr. Doğuş Gökçek, yanlış ve bilinçsiz beslenmenin halk arasında damar tıkanıklığını ve kalp krizini tetiklediğini belirtti. Bu nedenle damar tıkanıklığı ve kalp hastalıklarından korunmak için doğru ve bilinçli beslenmenin önemine dikkat çekti.&nbsp;</strong></p>

<p><strong><img alt="" height="497" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2024/11/saglik-1-1.jpeg" width="374" /></strong></p>

<p><span style="color:#d35400"><strong>Koroner Arter Hastalığı Nedir?&nbsp;</strong></span></p>

<p>Dr. Gökçek, koroner arter hastalığını, kalpteki ana damarların daralması veya tıkanması sonucu kalp hücrelerinin kanlanmasında kısıtlama yaratan bir durum olarak tanımladı.&nbsp;</p>

<p><img alt="" height="497" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2024/11/saglik-2.jpeg" width="374" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Genetik ve çevresel faktörlerin tetiklediği bu hastalığın, ilerleyen yaşlarda ortaya çıkarak kalp krizine neden olabileceğini ve hem dünyada hem de ülkemizde ölümlerin en yaygın nedeni olduğunu vurguladı. Toplumumuzun Akdeniz ülkesi olmasına rağmen, Akdeniz mutfağı dışındaki beslenme alışkanlıklarının bu hastalığın yayılmasında önemli bir rol oynadığını belirtti. Ayrıca, günümüzde değişen çevresel faktörlerin etkisiyle kalp damar hastalıklarının genç yaşlarda da görülmeye başlandığını ifade etti.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>&nbsp;Kalp Krizi Nasıl Önlenebilir?&nbsp;</strong></span></p>

<p>Dr. Gökçek, insan vücudundaki damarların, doğumdan itibaren olağan koşullarda bile yağlanma gösterdiğini belirtti.</p>

<p>Genetik faktörler değiştirilemese de Akdeniz mutfağına uygun bir diyet ve günlük 30-45 dakikalık yürüyüşlerle aterosklerotik sürecin (damar sertleşmesinin) önlenebileceğini söyledi. Tütün ürünlerinin kullanılmamasının da bu öneriler arasında yer aldığını ekledi. Tedavi Yöntemleri Nelerdir? Dr. Gökçek, bazı tanısal testler yapıldıktan sonra koroner anjiyografi ile kesin tanı konulabileceğini belirtti. Kalp damarının stente uygun durumda olması ve koroner arter hastalığı klinik bulguları mevcutsa hastanın, lezyonun stentlenmesiyle tedavi edilebileceğini ifade etti. Ciddi kalsifik lezyonlar ve stent uygulamasına uygun olmayan bölgelerdeki lezyonlar için cerrahi veya medikal tedavi seçeneklerinin de değerlendirilebileceğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenimetropol.com/kalp-krizi-riskinde-beslenmenin-onemi-buyuk</guid>
      <pubDate>Wed, 13 Nov 2024 09:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenimetropolcom.teimg.com/crop/1280x720/yenimetropol-com/uploads/2024/11/kalp.jpeg" type="image/jpeg" length="66418"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gençlerde kalp krizi riskini 3-4 kat artırıyor!]]></title>
      <link>https://www.yenimetropol.com/genclerde-kalp-krizi-riskini-3-4-kat-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenimetropol.com/genclerde-kalp-krizi-riskini-3-4-kat-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sigara, genç yaşta kalp krizinin en önemli nedenlerinden biri…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kalp krizinin kalbi besleyen damarların aniden tıkanması ile gerçekleştiğini belirten uzmanlar, ölüm</strong>&nbsp;<strong>riskinin ise hangi bölgenin oksijensiz kaldığına göre arttığını söylüyor.</strong></p>

<p>Kalp krizinin erkeklerde ve yaşlılarda daha sık karşılaşılan bir durum olduğunu dile getiren<br />
Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, son zamanlarda gençlerde yani 45 yaş altı kadınlarda<br />
ve erkeklerde kalp krizi oranının arttığını hatırlattı ve “Genetik, ailesel, polijenik faktörler, sigara<br />
içmek, kolesterol gibi kalp krizine neden olan risk faktörleri var. Özellikle sigara içme oranı<br />
arttırdığı için gençlerde kalp krizi oranı daha yüksek görülebiliyor.” dedi. Kalp krizinin her yaşta<br />
tehlikeli olduğunun altını çizen Prof. Dr. Mehmet Baltalı, önlem olarak risk faktörlerinin ortadan&nbsp;kaldırılması gerektiğini dile getirdi.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, son<br />
zamanlarda sık sık gündeme gelen ve ölüme neden olan genç yaşta kalp krizi konusunda<br />
açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Erkeklerde ve yaşlılarda daha sık görülüyor</span></strong></p>

<p>Kalp krizinin kalbi besleyen damarların aniden tıkanması ile gerçekleştiğine dikkat çeken Kardiyoloji<br />
Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Miyokard enfarktüsü, yani kalp krizi demek oluyor. Normal şartlar<br />
altında kalbi üç tane ana damar besliyor. Herhangi birisi tıkandığı zaman o damarın beslediği kalbin o<br />
bölgesine oksijen gitmiyor. Bir anda o bölge hiç kasılmamaya başlıyor ve bu ciddi problemleri<br />
doğurabiliyor.” dedi.</p>

<p>Kalp krizinin erkeklerde ve yaşlılarda daha sık karşılaşılan bir durum olduğuna vurgu yapan Prof. Dr.<br />
Mehmet Baltalı, “Bunun nedeni pıhtının damarı tıkaması. Kadınlarda ise menopoz başlangıcı ile<br />
birlikte artıyor. Bu daha çok yaşlılık hastalığı olarak biliniyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Sigara, gençlerde kalp krizinin önde gelen nedenlerinden!</span></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son zamanlarda gençlerde yani 45 yaş altı kadınlarda ve erkeklerde kalp krizi oranının arttığını<br />
hatırlatan Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Kalp krizinin farkındalığının artması da oranları artırdı. Eskiden<br />
olan ölümlerde kalp krizi olup olmadığı belirgin değildi. Kalp krizine neden olan risk faktörleri var.<br />
Genetik, ailesel, polijenik faktörler mevcut, sigara içmek, kolesterol gibi. Özellikle sigara içme oranı<br />
arttırdığı için gençlerde kalp krizi oranı daha yüksek görülebiliyor.” uyarısını yaptı.</p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Hangi damarın tıkandığı ölüm riskinde belirleyici…</span></strong></p>

<p>Kalp krizinin çok çeşitli belirtilerle ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Birincisi, hiçbir<br />
belirti vermeyebiliyor. İkinci ve en sık olan belirti ise göğüs ağrısı veya sol kol ağrısıdır.” hatırlatmasını<br />
yaptı.</p>

<p>Kalp krizinde hangi damarın tıkadığı, hangi bölgenin beslenmesinin engellendiğine göre ölümcül olma<br />
riskinin arttığına vurgu yapan Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Özellikle sağ koronerten&nbsp;tıkanmasına bağlı<br />
olarak karın ağrısı ve mide bulantısı olabiliyor. Ciddi bir ritim ileti kusuru oluşabiliyor. Bu ritim<br />
bozukluğu ölümcül oluyor.” dedi.</p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Gençlerde kalp krizi çok daha fazla ani kardiyak ölüme neden olabiliyor</span></strong></p>

<p>Kalp krizinin her yaşta tehlikeli olduğunun altını çizen Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Büyük damarlardan<br />
birinin tıkanmasıyla, kalbin hangi bölgesine kan gitmiyor, oksijensiz kalıyorsa o bölgeye göre o kadar&nbsp;tehlikeli olabiliyor. Ama bu durumun yaşla çok fazla alakası yok. Fakat gençlerde kalp krizinin çok<br />
daha fazla oranda ani kardiyak ölüme neden olduğunu söyleyebiliriz.” dedi.<br />
Kalp krizi risk faktörlerinin normal, koroner arter hasta risk faktörleriyle benzer olduğunu ifade eden</p>

<p><strong>Prof. Dr. Mehmet Baltalı, sözlerini şöyle tamamladı:</strong></p>

<p>“Sigara en önemli nedeni, kalp krizi riskini 3-4 kat arttırıyor. İkincisi kötü kolesterol yüksekliği. Üçüncü<br />
neden tansiyon, şeker hastalığı ve genetik. Genetikten kasıt,&nbsp;anne babadan&nbsp;direkt olarak geçen bir şey<br />
değil ama annesi ve babası 60 yaşın altında kalp krizi geçirmiş ise bu bireyler çok daha risk altında.<br />
Onun için bu kişilerin çok daha erken zamanlarda bu risk faktörlerine baktırmaları ve bunlardan<br />
kaçınmaları gerekiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenimetropol.com/genclerde-kalp-krizi-riskini-3-4-kat-artiriyor</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 14:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenimetropolcom.teimg.com/crop/1280x720/yenimetropol-com/uploads/2024/11/mehmet-baltali1.jpg" type="image/jpeg" length="77762"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ağız sağlığı, osteoporoz riski hakkında ipuçları veriyor]]></title>
      <link>https://www.yenimetropol.com/agiz-sagligi-osteoporoz-riski-hakkinda-ipuclari-veriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenimetropol.com/agiz-sagligi-osteoporoz-riski-hakkinda-ipuclari-veriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[20 Ekim Dünya Osteoporoz Günü. Bedenimizin önemli kemik gruplarından biri çene ve yüz
bölgesinde bulunuyor ve bu kemiklerin sağlığı genel diş sağlığını etkiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Osteoporozun en yaygın kemik hastalığı olduğunu, kemik dokusunun, kemik yapısının ve<br />
direncinin zayıflamasıyla karakterize olup kırık riskinin artmasına neden olabileceğini<br />
kaydeden Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi uzmanı Dr. Öğr. Üyesi H. Fulya Üçem “Çene kemiği<br />
yoğunluğu azaldığında diş kayıpları görülmektedir. Düzenli kontroller, diş hekimlerinin<br />
sorunları daha başlangıçta tespit etmelerini sağlayarak, bunların daha ciddi sorunlara&nbsp;dönüşmesini önlemektedir.” dedi.</strong></p>

<p><strong><img alt="" height="286" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2024/10/hacer-fulya-ucem-1.jpg" width="429" /></strong></p>

<p>Üsküdar Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi H. Fulya Üçem,<br />
osteoporozun dünya çapında 50 yaş ve üzeri tahminen 20 milyondan fazla kişiyi etkilediğini<br />
söyleyerek, bu rahatsızlığı olan birçok kişinin bir kemiği kırılana kadar bu hastalığa sahip olduğunu<br />
bilmediğini, osteoporozun kemiklerin zayıflayıp kırılgan hale gelmesine neden olan sistemik bir<br />
rahatsızlık olduğunu söyledi.</p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Osteoporoz, çenenin dişleri destekleyen kısmı olan çene kemiğini etkiliyor</span></strong></p>

<p>Düzenli kontrollerin hem kemik hem de diş sağlığını korumada hayati önem taşıdığına dikkat çeken<br />
Dr. Öğr. Üyesi H. Fulya Üçem, şöyle devam etti:&nbsp;“Osteoporoz, çenenin dişleri destekleyen kısmı olan çene kemiğini etkilemektedir. Çene kemiği&nbsp;yoğunluğu azaldığında diş kayıpları görülmektedir. Osteoporozu tedavi etmek için kullanılan ilaçlar&nbsp;olan bifosfonatların da ağız sağlığı sorunlarına yol açabilmektedir bunlar osteonekroz adı verilen bir&nbsp;duruma neden olabilmekte olup belirtileri arasında ağrılı ve şişmiş diş etleri ve çene yer almaktadır.&nbsp;Düzenli kontroller, diş hekimlerinin sorunları daha &nbsp;başlangıçta tespit etmelerini sağlayarak, bunların&nbsp;daha ciddi sorunlara dönüşmesini önlemektedir.”</p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Ağız sağlığına dikkat etmek önleyici bakım sağlamasına yardımcı oluyor</span></strong></p>

<p>Osteoporozun genellikle bir kişinin kemiği kırıldıktan sonra teşhis edildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi<br />
H. Fulya Üçem, “Ancak ağız sağlığına dikkat etmek, sağlık uzmanlarının durumu teşhis etmesine ve<br />
böylece bir yaralanma meydana gelmeden önce önleyici bakım sağlamasına yardımcı olabilir.<br />
Osteoporoz en yaygın kemik hastalığıdır ve kemik dokusunun, kemik yapısının ve direncinin<br />
zayıflamasıyla karakterize olup kırık riskinin artmasına neden olabilir. Düşük kemik kütlesi,<br />
osteoporoz gelişme riskini artırır. Osteoporoz, en kronik metabolik kemik hastalığıdır ve lupus,<br />
diyabet, irritabl bağırsak sendromu, çölyak hastalığı ve romatoid artrit gibi diğer kronik inflamatuar<br />
hastalıklarla ilişkilidir.” diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Hastalığın kadınlarda görülme olasılığı erkeklere göre dört kat daha fazla</span></strong></p>

<p>Osteoporozun aynı zamanda genetik, yaşam tarzı seçimleri ve çevresel etkenlerle de bağlantısı<br />
olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi H. Fulya Üçem, “Bu da kişiyi hastalığa yakalanma riskiyle karşı<br />
karşıya bırakabilir. Hastalığın kadınlarda görülme olasılığı erkeklere göre dört kat daha fazladır.<br />
Kadınlarda daha hızlı kemik kaybı yaşanır ve daha genç yaşta osteoporoz gelişebilir. Bazı çalışmalar<br />
bunu menopoz sonrası ve hatta bazı perimenopozal kadınlarda yaygın olan östrojen seviyelerindeki</p>

<p>azalmaya bağlamıştır. Hormonlar kemik sağlığında kritik bir rol oynar. Hormonlarının azalması (hem<br />
erkeklerde hem de kadınlarda) kemik dejenerasyonuna ve sonunda kemik kaybına neden olabilir.”<br />
diye konuştu.</p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Osteoporoz yaşa bağlı değil</span></strong></p>

<p>Osteoporozun yaşlanan nüfusun bir hastalığı olarak nitelendirildiğini de kaydeden Dr. Öğr. Üyesi H.<br />
Fulya Üçem, “Bununla birlikte, çok daha fazla sayıda insan bu sessiz hastalığın erken belirtilerine<br />
sahip olmakta ancak bunun farkında değildir. Osteoporoz açısından yeterince erken tarama<br />
yapılmamaktadır. Yıllar boyunca, osteoporoz taramasına ilişkin kılavuzlar 65 yaş ve üzeri menopoz<br />
sonrası kadınları hedef almıştır; hastalığa yakalanma risklerinin daha düşük olması nedeniyle<br />
erkeklere yönelik herhangi bir öneri bulunmamaktadır. Osteoporozun taranması ve tanısına yönelik<br />
yeni öneriler ile osteoporoz açısından risk altında olan genç ve erkek hastalarında taranmasını<br />
önerilmektedir.” dedi.</p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Osteoporoz riski taşıyan bireylerin diş sağlığı için önleyici tedbirler alması önemli</span></strong></p>

<p>Osteoporoz riski taşıyan bireylerin hem kemik hem de diş sağlığı için önleyici tedbirler alması önemli<br />
olduğunu da dile getiren kaydeden Dr. Öğr. Üyesi H. Fulya Üçem, “Osteoporoz, çenenin dişleri<br />
destekleyen kısmı olan çene kemiğini etkilemektedir. Çene kemiği yoğunluğu azaldığında diş kayıpları<br />
görülmektedir. Ancak ağız sağlığınız, osteoporoz riskiniz hakkında ipuçları sunarak bize yardımcı<br />
olabilir. Bir kemiği kırmadan önce durumun uyarı işaretlerini tanımak gerekir.” dedi.<br />
Panoramik ve bilgisayar destekli teşhisin (CAD) ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografinin (CBCT)<br />
osteoporoz taramasında önemli bir rol oynayabileceğinin düşünüldüğünü ifade eden Dr. Öğr. Üyesi H.<br />
Fulya Üçem, “Panoramik radyografiler ucuz ve güvenlidir (düşük radyasyon yayar). Hastaların büyük<br />
bir yüzdesinin hasta dosyalarında halihazırda panoramik röntgen görüntüleri mevcut olabilir. Erken<br />
teşhis, hastanın daha ileri değerlendirme, teşhis ve erken tedavi için birinci basamak hekimine<br />
yönlendirilmesi açısından kritik öneme sahiptir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenimetropol.com/agiz-sagligi-osteoporoz-riski-hakkinda-ipuclari-veriyor</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Oct 2024 14:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenimetropolcom.teimg.com/crop/1280x720/yenimetropol-com/uploads/2024/10/hacer-fulya-ucem.jpg" type="image/jpeg" length="97801"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dünyaca ünlü beyin, sinir ve omurga cerrahisi uzmanları İstanbul’a geldi!]]></title>
      <link>https://www.yenimetropol.com/dunyaca-unlu-beyin-sinir-ve-omurga-cerrahisi-uzmanlari-istanbula-geldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenimetropol.com/dunyaca-unlu-beyin-sinir-ve-omurga-cerrahisi-uzmanlari-istanbula-geldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tüm dünyada beyin, sinir ve omurga cerrahisi alanında önde gelen etkinliklerden biri olan ‘WFNS Eğitim Kursu’, bu yıl İstanbul’da düzenlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Etkinliğin açılışında konuşan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Kişiye özel tedaviyi Türkiye'ye ilk getiren biz olduk.” dedi.</strong></p>

<p><img alt="" height="356" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2024/09/kk.jpg" width="570" /></p>

<p>Alanında dünyada JCI akreditasyonunu alan üçüncü hastane olduklarını da kaydeden Tarhan, “Tanı aracı olarak en son yenilikçi tedaviler, nöromodülasyon derin TMU ve farmakogenetik laboratuvarını kurduk. Bu yıl da ‘Beyin, Sinir ve Omurga Cerrahisi’ çatısı altında çalışan birçok değerli uzman aramızda.” diye konuştu.</p>

<p><img alt="" height="379" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2024/09/kk2.jpg" width="561" /></p>

<h2><span style="color:#c0392b"><strong>Tarhan: “Pek çok bilimsel çalışmaya öncülük ettik…”</strong></span></h2>

<p>Kursun açılış töreninde konuşan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, etkinliğin beyin, sinir ve omurga cerrahisinde genç uzmanlara yeni perspektifler sunacağını belirterek, NPİSTANBUL Hastanesi olarak bu alanda pek çok bilimsel çalışmaya öncülük ettiklerini vurguladı.</p>

<p><img alt="" class="" height="385" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2024/09/kk3.jpg" width="570" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><span style="color:#c0392b"><strong>Üsküdar Üniversitesi'nin tematik yapısı ve nörobilim vizyonu</strong></span></h2>

<p>Prof. Dr. Tarhan, Üsküdar Üniversitesi’nin, sağlık mühendisliği ve nörobilim alanlarını sentezleyen tematik bir vakıf üniversitesi olduğunu belirterek, 24 bini aşkın öğrencisiyle eğitim-öğretim faaliyetlerini sürdürdüklerini söyledi. Üniversitenin Tıp Fakültesi bu yıl ilk mezunlarını vereceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, NPİSTANBUL Hastanesi’nin de beyin sağlığı ve hastalıkları konusunda tanı ve tedavi yöntemleriyle dikkat çektiğini söyledi.<br />
Özellikle depresyon, şizofreni, bipolar bozukluk, Alzheimer, otizm spektrum bozukluğu ve bağımlılık gibi hastalıkların tedavisinde kişiye özel yaklaşımların öneminin üzerinde duran Prof. Dr. Tarhan, psikiyatrik hastalıkların beyin hastalıkları olduğunu ve bu tedavi süreçlerinin kanıta dayalı yaklaşımlar gerektirdiğini belirtti.</p>

<h2><span style="color:#c0392b"><strong>“Kişiye özel tedaviyi Türkiye'ye ilk getiren biz olduk”</strong></span></h2>

<p>Prof. Dr. Tarhan, “Kişiye özel tedaviyi Türkiye'ye ilk getiren biz olduk. Alanında dünyada JCI akreditasyonunu alan üçüncü hastane olduk. Tanı aracı olarak en son yenilikçi tedaviler, nöromodülasyon derin TMU ve farmakogenetik laboratuvarını kurduk. Bu yıl da ‘Beyin, Sinir ve Omurga Cerrahisi’ çatısı altında çalışan birçok değerli uzman aramızda. &nbsp;Bu programın hastaneye kazandırılmasında önemli katkıları olan hocamız Prof. Dr. Onur Yaman'a ve değerli ekibine teşekkür ediyorum.” diye konuştu.</p>

<h2><span style="color:#c0392b"><strong>Omurga Merkezi ekibi etkinlik programını titizlikle hazırladı&nbsp;</strong></span></h2>

<p>Bu ekiple birlikte NPİSTANBUL Hastanesi olarak, ulusal ve uluslararası arenada önemli organizasyonlarda yer alınacağını ve hem Türkiye’den hem de yurt dışından gelen hastaların hayatlarına güzel dokunuşlar yapılacağına inandığını anlatan Prof. Dr. Tarhan, “WFNS Eğitim Kursu’nu tarihi ve farklı kültürle zengin bir şehir olan İstanbul'da düzenlemekten gurur duyuyoruz. Sizleri bu önemli etkinlikte görmekten ve ağırlamaktan memnuniyet duyuyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Omurga Merkezi ekibinin, etkinlik programını titizlikle ve müthiş bir özenle hazırladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, etkinliğin ilk gününde kraniyoserebral cerrahiye ve ikinci günde ise omurga cerrahisine odaklanılacağını, alanında seçkin akademisyen ve uzmanların ileri düzeyde dersler vereceği bu programın, katılımcılara interaktif bilimsel tartışmalar ve vaka çalışmaları yoluyla öğrenme fırsatı sağlayacağını kaydetti.</p>

<h2></h2>

<h2><span style="color:#c0392b"><strong>Prof. Dr. Onur Yaman: “Bu kurs, uzmanlardan öğrenmek için eşsiz bir platform niteliğinde”&nbsp;</strong></span></h2>

<p>Bu prestijli kursun genç beyin, sinir ve omurga cerrahlarının ihtiyaçlarına göre özel olarak planlandığına dikkat çeken WFNS Eğitim Kursu Düzenleme Komitesi Üyesi ve NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, “Bu kurs, beyin ve omurga rahatsızlıklarının tedavi süreçlerine dair pratik bilgiler edinmek ve uluslararası düzeyde uzmanlardan öğrenmek için eşsiz bir platform niteliğinde.” dedi.</p>

<p>WFNS Eğitim Kursu'nun amacına da değinen Yaman, “Buradaki amaç, dünya çapındaki beyin, sinir ve omurga cerrahlarını bir araya getirerek tedavide güncel yaklaşımları paylaşmak ve genç meslektaşlara bu bilgileri aktarmak.” şeklinde konuştu.&nbsp;</p>

<p></p>

<h2><span style="color:#c0392b"><strong>Beyin, sinir ve omurga cerrahisinin önde gelen isimleri bilgi ve deneyimlerini paylaşıyor</strong></span></h2>

<p>Dünya çapında büyük bir ilgiyle takip edilen bu eğitim kursunda, Prof. Dr. Onur Yaman, Mehmet Zileli, Abuzer Güngör, Salman Şerif, Usame Muhammed, İbrahim Omerhodzic, Ender Ofluoğlu, Eduardo Carvalhal Ribas, Bin Xu, M. Sabri Gürbüz, Jun Muto, Sabino Luzzi, Giovanni Raffa gibi beyin, sinir ve omurga cerrahisinin önde gelen isimleri bilgi ve deneyimlerini paylaşıyor.</p>

<p>Üç gün sürecek bu etkinliğin ilk gününde kranioserebral cerrahi, ikinci günü ise omurga cerrahisi üzerine yoğunlaşılıyor. Seçkin akademisyen ve uzmanların ileri düzey dersler vereceği bu etkinlik, katılımcılara etkileşimli bilimsel tartışmalar ve vaka çalışmalarıyla bilgi edinme fırsatı da sunuyor.<br />
Etkinlikte Omurga Cerrahisi, Kraniyal Cerrahi, Nöroşirurjikal Onkoloji, Minimal İnvaziv Cerrahi gibi konular da öne çıkıyor.</p>

<h2><span style="color:#c0392b"><strong>Ameliyat teknikleri son teknolojik modeller ile kursiyerlere aktarılacak</strong></span></h2>

<p>Etkinlik kapsamında, WFNS Eğitim Kursu Düzenleme Komitesi Üyesi ve NPİSTANBUL Hastanesi Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman tarafından kursiyerlere “Subaksiyel servikal travmanın yönetimi” başlıklı eğitimi yer alıyor.&nbsp;</p>

<p>29 Eylül Pazar günü de ‘Mikrovasküler diseksiyon kursu’ ile ‘Omurga diseksiyon kursu (Upsurgeon)’ gerçekleştirilecek ve NPİSTANBUL Hastanesi’nde yapılacak eğitimlerle, son teknolojik yöntemleri kullanılarak, ameliyat teknikleri kursiyerlerin olduğu İbni Sina Oditoryumu'na aktarılarak, vaka üzerinden anlatımı planlanıyor.&nbsp;</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenimetropol.com/dunyaca-unlu-beyin-sinir-ve-omurga-cerrahisi-uzmanlari-istanbula-geldi</guid>
      <pubDate>Mon, 30 Sep 2024 13:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenimetropolcom.teimg.com/crop/1280x720/yenimetropol-com/uploads/2024/09/hastane-bina.jpg" type="image/jpeg" length="94346"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[En ölümcül üçüncü kanser türü ama tedavisi mümkün!]]></title>
      <link>https://www.yenimetropol.com/en-olumcul-ucuncu-kanser-turu-ama-tedavisi-mumkun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenimetropol.com/en-olumcul-ucuncu-kanser-turu-ama-tedavisi-mumkun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kolon kanserinin oldukça sık görülen bir kanser türü olduğunu belirten uzmanlar, ölüme neden
olan kanser türleri arasında üçüncü sırada olsa da tedavisinin mümkün olduğunu söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kolon kanseri oluşumunda genetik faktörlerden çok yaşam tarzı ve beslenme gibi çevresel<br />
faktörlerin etkili olduğuna dikkat çeken Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Özellikle&nbsp;45 yaşından sonra her bireyin kolonoskopi yaptırması erken tanı ve tedavi şansı için önemli.” dedi.</strong></p>

<p><img alt="" height="386" src="https://yenimetropolcom.teimg.com/yenimetropol-com/uploads/2024/08/prof-dr-aytac-atamer-1.jpg" width="579" /><br />
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, kolon<br />
kanseri hakkında bilgi verdi.</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>“Korkulması gereken bir kanser türü değil”</strong></span></p>

<p>Kolon kanserinin oldukça sık görülen bir kanser türü olduğunu hatırlatan Gastroenteroloji Uzmanı<br />
Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Tüm dünyada ölüme neden olan kanser türleri arasında üçüncü sıradadır.<br />
Buna rağmen tedavi avantajı vardır.” dedi.<br />
Özellikle 45 yaşından sonra her bireyin kolonoskopi yaptırmasının erken tanı ve tedavi şansı için<br />
önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Endoskopik olarak da tedavisi gerçekleşebilir.<br />
Bu nedenle esasında korkulmaması gereken bir kanser türüdür. Sadece geç kalmaktan korkmamız<br />
gerekir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Bu belirtiler kolon kanserine işaret ediyor</strong></span></p>

<p>Kolon kanserinin genellikle polip aşamasında başladığını ifade eden Prof. Dr. Aytaç Atamer bu<br />
poliplerin iyi huylu tümörler olduğunu ve bu aşamada keşfedilirse kanseri önlemenin mümkün<br />
olduğunu söyledi.</p>

<p>Kolon kanserinin halsizlik ile seyredebileceğini belirten Prof. Dr. Atamer diğer belirtileri de şöyle<br />
açıkladı:</p>

<p>“Halsizlik genel bir semptomdur. Kansızlığa, yorgunluğa neden olabilir. Bunun dışında büyük<br />
abdestten, rektal kanama olarak ifade ettiğiniz kanamaya sebebiyet verebilir. Bağırsak<br />
alışkanlıklarında değişiklik, dışkının çapında ve renginde değişiklik görülebilir. Bunun dışında karın<br />
ağrıları olabilir. Pelvik bölgede ağrı, gaz, şişkinlik, dışkının tam boşaltılamaması hissi gibi şikayetlere<br />
neden olabilir. Fiziksel olarak da göz altlarında sarılık, kilo kaybı ve zayıflama görülebilir. Bu tür<br />
şikayetlerle karşılaşılması durumunda vakit kaybetmeden ilgili uzmana gitmekte fayda vardır.”</p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Yumurtalık ve meme kanseri, kolon kanseri ihtimalini de artırıyor</span></strong></p>

<p>Kalın bağırsağın sol tarafında da sağ tarafında da kanser oluşabileceğini söyleyen Prof. Dr. Aytaç<br />
Atamer, kalın bağırsağın sol tarafı daha ince olduğu için daha erken belirti verebileceğini dile getirdi.<br />
Özellikle kadınlarda yumurtalık ve meme kanseri olan kişilerde kolon kanseri görülme ihtimalinin<br />
arttığını da sözlerine ekleyen Prof. Dr. Aytaç Atamer, kolon kanserinin evre 1, 2, 3 ve 4 olarak<br />
sınıflandırıldığını anlattı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Birinci evre bir kolon kanseri genellikle kalın bağırsağın iç yüzeyinde olmaktadır. Evre ikide ise,<br />
bağırsağın duvarının tamamını tutmakta, evre üçte bölgesel ve çevresel lenf düğümlerine<br />
yayılmaktadır. Maalesef evre dört dediğimiz zaman karaciğer, bağırsak zarları ve diğer organlar yani<br />
uzak metastazlar akla gelmelidir.”</p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Genetikten çok çevresel faktörler kolon kanseri oluşumunu etkiliyor</span></strong></p>

<p>Bilinenin aksine, kolon kanseri oluşumunda genetik faktörlerin yüzde 5 ila 10 etkili olduğunu aktaran<br />
Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Genetik faktörlere bağlı kolon kanserleri daha<br />
erken yaşta ortaya çıkmaktadır. Çoğunlukla çevresel faktörler, yaşam tarzı değişiklikleri, özellikle kilo,<br />
aşırı obezite dediğimiz durumlar, yağlı gıdalar, kırmızı etten fazla beslenme koşulları, salamura<br />
mangal ürünlerinin fazla tüketilmesi gibi durumlarda kolon kanserleri daha çok görülmektedir. Sigara<br />
ve alkol de kanser oluşumunu arttırmaktadır.” dedi.</p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Ailede kolon kanseri öyküsü varsa düzenli kolonoskopi şart!</span></strong></p>

<p>Kolon kanserinden korunmak için öncelikle kilo kontrolü sağlanmasının önemine değinen Prof. Dr.<br />
Aytaç Atamer, “Kesinlikle kilomuzu kontrol altına almamız gerekir. Birçok hastalığın temelinde fazla<br />
kilo, obezite, insülin direnci rol oynar. Egzersiz, spor, aktivite de son derece önemlidir ve diğer kanser<br />
türlerinin oluşumunu da azaltır. Akdeniz tipi dediğimiz sebze, meyve ve bol lifli beslenme de kolon<br />
kanserine yakalanma oranını düşürür.” dedi.</p>

<p>Özellikle ailede kolon kanseri öyküsü olanların düzenli kolonoskopi yaptırması gerektiğini vurgulayan<br />
Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Birinci derece akrabalarında kolon kanserinin göründüğü yıldan 10 yıl<br />
öncesinden başlayarak, tarama yapılmalıdır. 45 ya da 50 yaş üzerindeki herkese, hiç yapılmadıysa<br />
muhakkak kolonoskopi yapılmasında fayda vardır ve 2 veya 5 yıl aralıklarla tekrarlanmalıdır. Kolon<br />
kanseri her iki cinsiyette de eşit oranda görülür. Yaş ilerledikçe kolon kanseri görülme oranı artar.”<br />
şeklinde konuştu.</p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Rektal kanama ciddiye alınmalı!</span></strong></p>

<p>Kişilerin özellikle rektal kanama nedeniyle doktora başvurduğunu söyleyen Prof. Dr. Aytaç Atamer,<br />
“Rektal kanamanın hemoroit veya başka rahatsızlıklardan kaynaklı birçok nedeni olabilir. Tabii kolon<br />
kanseri de olabilir. Ancak her kanama kanser demek değildir. Yine de kanama olan herkesin yaşı<br />
dikkate alınmadan kolonoskopi değerlendirmesinden geçmesi gerekir. Pratik hayatımızda da<br />
karşılaşıyoruz, rektal kanamayla gelen kişi, hemoroit kanama diye üzerinde durmuyor. Üzerinde<br />
durmadığı için de kolon kanseri ilerliyor.” uyarısında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenimetropol.com/en-olumcul-ucuncu-kanser-turu-ama-tedavisi-mumkun</guid>
      <pubDate>Thu, 08 Aug 2024 11:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenimetropolcom.teimg.com/crop/1280x720/yenimetropol-com/uploads/2024/08/prof-dr-aytac-atamer.jpg" type="image/jpeg" length="12311"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık Bakanlığı'ndan aşırı sıcaklara karşı uyarı]]></title>
      <link>https://www.yenimetropol.com/saglik-bakanligindan-asiri-sicaklara-karsi-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenimetropol.com/saglik-bakanligindan-asiri-sicaklara-karsi-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, aşırı sıcaklardan etkilenebilecek risk grubundakiler için, bol su tüketilmesi, güneşin dik olduğu saatlerde dışarı çıkılmaması uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kronik hastalığı olanların aşırı sıcaklarda dikkat etmesi gerekenlere ilişkin yazılı açıklama yapıldı.</strong></p>

<p>Açıklamada, dış ortam sıcaklığının vücut sıcaklığından yüksek olduğu durumlarda, vücudun terleme yoluyla vücut ısısını dengede tutmaya çalıştığı, ancak aşırı sıcaklarda vücut ısısının, sadece terleyerek dengede tutulamadığı aktarıldı.</p>

<p>Bulunulan ortamdaki yüksek nem oranının, esinti olmaması veya dar giysiler giyilmesi sebebiyle azalan hava akımının, kullanılan bazı ilaçlar gibi faktörlerin, terin buharlaşmasını engellediği anlatılan açıklamada, bu durumda vücudun ısı kaybedemediği, ısının yaşamı tehdit edecek şekilde yükselebildiği işaret edildi.</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>GÜNÜN EN SICAK SAATLERİNDE DIŞARI ÇIKILMAMALI</strong></span></h3>

<p>Açıklamada, aşırı sıcaklardan en çok, açık alanda çalışanlar, 4 yaşından küçük çocuklar, 65 ve üstündekiler, bakıma ihtiyacı olanlar, aşırı kilolu kişiler, gebeler, sürekli ilaç kullananlar (özellikle tansiyon düşürücü ilaç, idrar söktürücü ilaç, depresyon ilacı ve uyku ilacı) ve kronik hastalığı olanların (psikiyatrik bozukluklar, depresyon, diyabet, kronik akciğer hastalıkları, kalp damar hastalıkları, beyin damar hastalıkları) etkilendiği kaydedildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklamada, kronik hastalığı bulunanların, hava durumuyla ilgili resmi uyarıları takip etmesi, güneş ışınlarının dik geldiği günün en sıcak saatlerinde açık havada bulunmaktan kaçınmaları önerildi.</p>

<p>Aşırı sıcak havalarda, mevsim şartlarına uygun, terletmeyen, hafif, rahat, açık renkli giysilerin tercih edilmesi, dışarı çıkılması halinde geniş kenarlı ve hava delikleri olan şapka takılması, şemsiye ve güneş gözlüğü gibi güneşten koruyan ekipmanların kullanılması gerektiği de belirtildi.</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>TUZLU GIDALARDAN KAÇINILMALI, SU MİKTARI ARTIRILMALI</strong></span></h3>

<p>Hava alabilen rahat ayakkabıların tercih edilmesi, terlemeyle artan sıvı ve mineral kaybını dengelemek için su içilmesi, dengeli beslenilmesi, vücutta daha fazla sıvı kaybına yol açan kafeinli, alkollü, fazla şekerli içeceklerin içilmemesi önerilerinde de bulunulan açıklamada, hasta yakınlarının da özellikle 65 yaş üstü kişilerle, yalnız yaşayanlarla ve kronik hastalığı olan kişilerle düzenli olarak iletişim kurması ve sağlık durumlarına ilişkin bilgi edinmeleri istendi.</p>

<p>Yüksek sıcaklığın, terleme ve aşırı sıvı kaybı nedeniyle böbrekler üzerine ilave yük getirdiğine de dikkat çekilen açıklamada, böbrek hastalığı olanların günlük su tüketimini hekimleri tarafından belirlenen miktarlara göre ayarlaması, yüksek miktarda tuz içeren gıdalardan uzak durulması da önerildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenimetropol.com/saglik-bakanligindan-asiri-sicaklara-karsi-uyari</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Aug 2024 09:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenimetropolcom.teimg.com/crop/1280x720/yenimetropol-com/uploads/2024/08/sicaklik.jpeg" type="image/jpeg" length="77713"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
