“İstanbul’da İYİ Parti, Buğra KAVUNCU ile devam dedi!”

İYİ Parti İstanbul İl Başkanlığı’nın 2. Olağan Kongresi, Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşti.

“İstanbul’da İYİ Parti, Buğra KAVUNCU ile devam dedi!”

Mevcut İl Başkanı Satuk Buğra Kavuncu ile Genel İda re Kurulu Üyesi Ersin Beyaz arasında geçen mücadelede oy sayıları:

Buğra Kavuncu: 417
Ersin Beyaz: 254

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcıları, Milletvekilleri, Genel Idare Kurulu Üyeleri ve delegelerin katılımıyla gerçekleşen kongre, Covid-19 salgınından ötürü seyircisiz gerçekleşti. Salon giriş ve çıkışlarında termal kamera ile ateş ölçümü yapılırken, katılımcılara maske ve dezenfektan dağıtımı da yapıldı.

Kavuncu, 688 delegenin 417’sının oyuyla yeniden il başkanı seçildi.

Kurulduğu günden bu yana duruşuyla, mücadelesiyle, nezaketiyle Türkiye’ye demokrasi dersi veren İYİ Partimiz, bugün çok kıymetli ve önemli günlerinden birini daha yaşıyor. Bizde her türlü toplantıya, birlikteliğe toy denir. Düğün gibi keyifli geçsin, bereketli olsun diye. Öyleyse, bu kongre de toyumuzdur. İYİ Parti İstanbul İl Başkanlığımızın 2. Olağan Kongresi, İstanbul toyumuz kutlu, mutlu ve hayırlı olsun!

Türk siyaseti, ülkemiz ve milletimiz çok zor günlerden geçiyor. Ülkemizi adının bile ne olduğundan kimsenin emin olmadığı bir rejimle yönetmeye çalışıyorlar. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi diyen var, başkanlık sistemi diyen var… Biz ona tek adam rejimi diyoruz. Adı belli değil ya… Bu yeni sistemin ne yaptığı belli. Parlamento fonksiyonunu yitirdi, ülkenin tüm kurumları AKP iktidarı tarafından partizanca siyasallaştırıldı, diyanet bile hükümet icraatlarına yönelik fetvalar vermeye başladı. Özgür ve bağımsız basın susturuldu; sesimizi duyurmaya çalıştığımız, elimizde kalan birkaç iletişim platformundan biri olan sosyal medyanın akıbeti bile belli değil… Murat Ağırel gibi cesurca yazan bağımsız gazeteciler resmen rehin alındılar. Sözü geçmişken, buradan gazeteci Murat Ağırel kardeşime de selam gönderiyorum!

Evet, manzara kapkara görünüyor. Hilalin önünde kapkara bulutlar, memleketin başında kapkara adamlar. Fakat, Atsız’ın dediği gibi, ümit en sonra terk olunan şeydir. Umut var, sevgili dostlarım, manzara ne kadar karamsarsa da, umut hala var. O umut, en karanlık günlerde, elektriksiz salonlarda, kürsüsüz meydanlarda kendisini gösterdi. O umut, üzerine atılı her türlü iftiraya, medya karartmalarına, kendisine yönelik her türlü saldırıya cesurca göğüs gerdi. Hatırlayın o müthiş sahneyi. Salonumuzun elektriğini kesmişlerdi de, cesur bir kadının sesi işaret fişeğini atmıştı: Karanlıkları aydınlatmaya geldik. Evet, umut var, umut biziz. On yedi adamıyla İlteriş, nasıl bütün bir milleti esaretten, ataletten ve mankurtluktan kurtaran ateşi yaktıysa, Kür Şad ve 40 yiğidi milletin kalanını utandırarak nasıl titretti ve kendine getirdiyse; bize düşen vazife de budur. Bunu başaracak azim, kararlılık ve ruhun kaynağını, en başta Genel Başkanımız sayın Meral Akşener’den alıyoruz.  Bizler de onun yol arkadaşlarıyız ve taşıdığı büyük sorumluluğa omuz vermek için sonuna kadar yanındayız!

Azmimiz ve kararlılığımız, üstlendiğimiz vazifenin büyüklüğünden, öneminden geliyor. Bu vazifeyi üstlenmezsek memlekete ne olacağını, ne olabileceğini düşündükçe, her sabah yeniden motive oluyoruz. Parti binamıza her geldiğimizde, meclise her gittiğimizde, sokağa her çıktığımızda tazeleniyoruz, ilk günkü heyecanla mücadele veriyoruz. Arzumuz, Genel Başkanımızın öncülüğünde çıktığımız yolda, Türkiye’yi bir an önce fabrika ayarlarına döndürmektir. Bugün burada, bu kürsüde, karşınızda olmamın sebebi de; bu davada, bu kutlu yolda, bu zafer geçidinde yerimi alabilme arzumdur.

2018 yılının ekim ayında buraya geldiğimde, İstanbul teşkilatımızla birbirimizi tanımıyorduk. Gerçi kal-u beladan aşinaydık birbirimize, kıblemiz, mizacımız, ruhumuz tanıdıktı ya, zahirde ilk defa karşılaşıyor, ilk defa birbirimize merhaba diyorduk. Çok kısa bir süre sonra, 22 Aralık 2018’de bir kongre gerçekleşti ve ben orada, “Ben, dava arkadaşıma karşı kazandığım zafer için kutlama yapmam” dedim. Bugün, aynı anlayışla burada olduğumu, Ekim 2018’den bu yana birlikte geçirdiğimiz süre zarfına bakarak anlayacağınızı düşünüyorum. Göreve geldiğimden bu yana, birbirimizi çok yakından tanıma, anlama ve bilme imkânımız oldu. Bu yüzden kendimi yeniden anlatmakla, tanıtmakla vakit geçirmek istemiyorum.

İstiyorum ki bir an önce, bu zamana kadar yaptıklarımızı ve bundan sonra, hep birlikte yapacağımız nice güzel işleri konuşalım!

Az önce de ifade ettiğim gibi; 2018 yılının ekim ayında İYİ Parti İstanbul İl Başkanlığına atandım. Teşkilatımı tanımakla, çalışma arkadaşlarımı belirlemekle ve bir yönetim modeli oluşturmakla geçireceğimiz süreyi, İl Başkanlığımızın kayyum tehdidiyle karşı karşıya bırakılması üzerine olağanüstü kongre sürecine hazırlıkla geçirdik. Nihayetinde; 22 Aralık 2018 kongresini çok adaylı ve demokrasinin bütün şartlarını haiz bir şekilde gerçekleştirdik. Biz kongremizi gerçekleştirip, parti içi meselelere yoğunlaşmışken, iç siyasette de çok önemli gelişmeler yaşanıyordu. Bunlardan en önemlisi, 31 Mart 2019’da gerçekleştirilecek olan yerel seçimlerdi.

İstanbul, Türkiye’de iktidara giden en güçlü yoldur. 39 ilçesi, 20 milyona yakın sakiniyle büyük bir âlem, aynı zamanda ince detaylar barındıran, nakış nakış işlenmesi gereken bir şehirdir. İlk defa yerel seçim tecrübesi yaşayacak Partimizi, İstanbul’da en iyi ve en kuvvetli şekilde temsil edebilme motivasyonuyla yola koyulduk. Genel merkezimizin kararıyla kurulan seçim ittifakının ardından, kongreden çok kısa bir süre sonra, seçim ittifakı ortağımızla bir araya geldik ve hemen kolları sıvadık. Göreve gelişimin, kongre sürecinin ve yerel seçimlere hazırlık aşamasının başlangıçlarına dikkatinizi çekmek istiyorum. Kolay değil; normal bir zamanda 1 hatta 2 yıla yayılabilecek bir süreci 3-4 ayda, hızlandırılmış haliyle işlettik.

Bu acele süreç, aslında bizim için hızlandırılmış bir eğitim de oldu. İttifakın olmadığı ilçelerde belediye başkan adaylarımızı kamuoyuna tanıttık. Hepsi de birbirinden kıymetli olan bu isimler, bütün süreç boyunca partimizi oldukça başarılı bir şekilde temsil etti. Belediye meclis üyeliğine aday olan arkadaşlarımız da büyük bir fedakârlık ve koordinasyonla çok güzel çalışmalara imza attılar. Seçimlerde görev alacak partililerimize yönelik, sandık güvenliği noktasında çok başarılı ve doyurucu eğitimler verdik. İlçelerimizde seçim iletişim merkezleri açtık, milletimizi dinledik; vatandaşa kendimizi anlattık. Bu arada şunu aktarmadan da geçmeyeceğim. Biz bütün bunlarla boğuşurken, tam 14 ilçede, “demokratik bilinci son derece yüksek” arkadaşlarımız tarafından yapılan başvurular neticesinde kayyum riski ortaya çıktı. Ve biz bu ortamda, bu ilçelerde olağanüstü kongrelerimizi gerçekleştirdik.

Nihayetinde 31 Mart seçimleri gerçekleşti ve şayet İYİ Partimizin, siz kıymetli dava arkadaşlarımın emekleri olmasa asla göremeyeceğimiz bir başarı tablosu ortaya çıktı. İstanbul için İyiliğin gücünü, 31 Mart’ta görmüş olduk.

Fakat iktidar, İstanbul’u kaybetmeyi hazmedemeyerek demokrasi dışı her türlü yönteme başvurdu. Sağ olsunlar, bütün dava arkadaşlarım ne sandıkları ne de ilçe seçim kurullarını terk ettiler. Milletvekillerimiz geldi, demokrasi için nöbet tuttu. Tabandan tavana Partimizdeki dayanışmanın en güzel örneğini, bütün dünyaya gösterdik. Bütün dünya diyorum; dünya tarihine geçecek ve demokrasi tarihinde altın harflerle yazılacak bir sürecin kahramanları, şu an karşımda duran sizlersiniz.

Biz bunu hep birlikte başardık, bu yüzden biz, birlikte güçlüyüz!

Bütün bu mücadeleyi, Türk milletinin iradesini baltalama ve tanımama gayretinde olanlar, maalesef her türlü demokrasi karşıtı yönteme başvurarak seçimi iptal ettirdiler ve yeni bir seçim için 23 Haziran tarihini işaret ettiler. Sözde, Türk milletinin iradesine hadlerini bildireceklerdi.

Fakat demokrasiye sahip çıkan Türk milleti, bu baskıya boyun eğmedi. Parti ve teşkilat olarak bizler de boş durmadık. İstanbul’un 39 ilçesinde ve 41 noktasında demokrasi stantları kurduk. Bu stantlarda, gece gündüz vatandaşımıza kendimizi anlattık, demokrasiye sahip çıkmalarını istedik. Bu, artık sıradan bir yerel seçim değildi; bir ülkenin, demokrasisini kurtarma çabasıydı.

İYİ’ler, Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in öncülüğünde, bu kutlu mücadelenin yolbaşçıları oldular. Genel Başkanımız, İstanbul’un 39 ilçesinde kurduğumuz bütün demokrasi standlarını tek tek dolaşarak vatandaşımızı dinledi. Bu performans, bu tempo, yalnızca bir milletin demokrasisine sahip çıkabilmek, biat etmemek içindi.

23 Haziran seçimleri, bu yüzden büyük anlam ifade ediyordu.

Sandıklar kapandı ve Türk milleti iradesini gösterdi.

Kazanan Türk Milleti, kazanan demokrasimiz oldu.

Ve sen, ben, o olmadan, “Biz birlikte güçlüyüz!” diyerek bu mücadelenin kahramanları oldunuz; hepinize sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum!

Buraya kadar anlattığım süreç, görev süremin tam 8 ayını kapsıyor.

Bu 8 aylık süreç, inisiyatifi elimize alıp, doğrudan ve etkin bir şekilde faaliyet yürüttüğümüz zaman dilimine denk gelmiyor. Tersine, mevcut ve olağanüstü şartlardan ötürü harcadığımız eforu aktarıyor. Bundan sonraki kısa zaman dilimi, İl Başkanlığı olarak gündeme göre gelişen olaylara yönelik hızlı ve koordineli tepkilerimiz ve tavrımız ile planlı ve programlı faaliyetlerimizi gösterebildiğimiz bir dönem.

Peki biz bu dönemde ne yaptık?

“2. Olağan Kongremizde beni yeniden İl Başkanlığına layık gören değerli arkadaşlarımın hepsine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Bundan sonra da ayrışmadan, bölünmeden, hep birlikte yürüyeceğiz. Biz birlikte güçlüyüz!” #İstanbulİçinİYİliğinGücü

Biz, toplumsal olaylara duyarsız kalmadık, tepkimizi her platformda gösterdik. Kaz Dağlarında yaşanan doğa katliamına, Emine Bulut cinayeti nezdinde bütün kadın cinayetlerine ve kadına yönelik şiddete, toplum sağlığı açısından büyük bir tehdit oluşturan sigaraya ve uyuşturucuya karşı mücadele ettik. Kanal İstanbul gibi İstanbulumuzu etkileyen hayati meselelerde sesimizi çıkardık, aktif tavır aldık. Tutuklu gazetecilerin sesi olmaya çalıştık. Her ay büyük bir panel düzenleyerek kamuoyu oluşturduk, Partililerimizi buluşturduk. Demokrasimizin dalgakıranları muhtarlarla buluştuk, dertlerini, sıkıntılarını dinledik. İlçe başkanlarımız ile muhtarlar arasında koordinasyon ve bağlantı kurarak, ilgili ilçemizin sorunlarını, önerilerini ve taleplerini dinledik. Avrasya Maratonu’ndan, Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerine dek her meselede, her Platformda, partimizi en iyi şekilde temsil etmeye çaba gösterdik. Genel Başkanımızın katılımıyla başlattığımız üyelik kampanyası doğrultusunda, İstanbulumuzun 39 ilçesinde dolaşan karavanlarla Yerel ve ulusal medyaya sahip çıktık, düzenli röportajlar ve canlı yayınlar ile Partimizin sesi olmaya gayret ettik. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim; başta YouTube, Twitch ve Podcast olmak üzere, birçok alternatif medya alanını kullanmaya özellikle önem gösterdik.

Bütün bunlardan bağımsız, parti içi demokrasi kapsamında, ocak ayında, 39 ilçemizde başlattığımız kongre sürecini tamamlama ve 3 mayıs gibi anlamlı bir günde il kongresini gerçekleştirme hedefini taşırken, maalesef bütün dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgınıyla karşı karşıya kaldık. Böylece, seçimlerden hemen sonra kazandığımız ivmeyi, parti içi demokrasi sürecine harcadığımız enerjiye ve pandemi döneminin durgunluğuna nakletmek durumunda kaldık.

Buraya kadar anlattıklarımı, aslında kongrenin başında, faaliyet raporu okunurken dinlediniz. Fakat ben, bir de benden dinlemenizi istedim. Çünkü bu sayılan faaliyetlerin hepsi, bizim yönetimimiz döneminde gerçekleştirildi ve sorumluluğu tamamen bana ve yönetimimize aittir.

Ben, İstanbul’da gerçekleştirdiğimiz bütün faaliyetlerden son derece memnunum ve hepsinin de arkasındayım!

“Bugün mutlu olduğum bir diğer husus da; 688 delegeden 671’inin oy kullanmasıydı. Partililerimiz iradesini her yönüyle ortaya koydu, parti içi demokratik kültürümüzü gösterdik. Kongre salonunu dolduran herkese ayrıca teşekkür ediyorum.”

Bundan sonrası, bu süreç gibi; zorlamalara maruz kalarak, zorunlulukları gözeterek, son dakikada alınan reaksiyonlara değil; doğrudan ve aktif aksiyonlarla, 3-4 yıl sonrasının planlamasıyla gerçekleştirilecek.

Biz, günü kurtaran, gündeme göre değişen faaliyetlerden, politikalardan ve söylemlerden artık kurtulmalıyız. Popülist vaatler, yalnızca maddi çıkar üzerinden kurulmaya çalışılan ilişkiler ve yaklaşımlara, AKP üzerinden zaten 18 yıl boyunca yoğun bir şekilde maruz bırakıldık.

Artık, Türkiye’nin eski alışkanlıklarını değiştirmenin, cesur ve yeni olmanın vakti…

Türkiye’de kurulu düzeni, değişmez denileni, statükoyu değiştirmek için yenilikçi, cesur ve genç bir hareket tarzı geliştirmemizin vakti…

İşte bu yüzden İYİ Parti var… Kuruluşundan bu yana her türlü statükoyla mücadele eden, var oluşunu bir mücadeleyle anlamlandıran İYİ Partimiz, bundan sonra da bu mücadeleye sonuna kadar devam edecek.

Bunu gerçekleştirecek cesur ve dirayetli kadroyu dışarıda aramayın.

O kadro burada, bu salonda!

Dünya, son gelişmelerin ardından bambaşka bir yöne evriliyor. Sanayi devrimi sonrası dünya ile inovasyon ve teknolojik gelişmeler ışığında gelişen yeni dünya düzeni arasındaki fark ne kadar yüksekse, bu gelişim süreci durmadan devam edecek ve yeni, genç ve çok farklı bir dünya ortaya çıkacak. Bir ülkeden çıkan bir virüsün, bütün dünyayı etkilediği bir ortamda, iletişim ağının ve entegrasyonun boyutunu anlatmak gereksiz olur.

Bir ülkedeki küçük bir kıvılcım, bir anda bütün dünyayı sarıyor. Dünyada gençler hareketleniyor, yeni kuşaklar ortaya çıkıyor ve hem siyasi düzeni hem de toplumsal yaşamı alt üst eden gelişmeler yaşanıyor. Biz, Ortadoğu’da Arap Baharı’nı ve etkilerini konuşurken, Avrupa’da Sarı Yelekler’i, İngiltere’de Brexit’i, içe kapanma, duvar çekme ve otoriterleşme eğilimindeki siyasi rejimleri gördük.

Fakat madalyonun öteki yüzü de var.

Dünyadaki popülist hareketler, eğilimler, otoriter ve totaliter rejimlerin gittiği yön, artık bu ülkelerdeki bu eğilimlerin ayakta kalamayacağını gösteriyor. Teknoloji gelişiyor, enformasyon ilerliyor ve kitle iletişiminin ulaştığı boyut, genç kuşakların yaşam tarzlarını, görüşlerini kökten değiştiriyor. Bunlar değiştikçe, siyasi yönelimler ve tercihler de değişiyor. Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve diğer bütün evrensel değerler, dünyada hak ettiği değeri yeniden görmeye başlayacak. Çünkü şu anda kaybolan bu değerleri, bütün dünya yeniden arıyor ve ulaşmaya çalışıyor.

Bütün bunlar gerçekleşirken, Ülkemizde de çok büyük değişimler oluyor.

Kimini fark ediyoruz, kimini fark etmiyoruz…

Türk siyasetinde en büyük değişimi, 25 Ekim 2017’de bu ülkenin cesur ve yenilikçi insanları gerçekleştirdi.

Şayet bu değişim olmasa, ne 31 Mart ne de 23 Haziran’daki değişim gerçekleşirdi.

Değişmeyeni değiştirmek, işte tam da böyle olur.

25 yıldır değişmeyeni, yıkılmayanı yıkmak; bu yenilikçiliğin, bu cesaretin en büyük göstergesidir!

Fakat maalesef değişmeyenler de var. Eskinin kötü alışkanlıklarının, anti-demokratik uygulamalarının, liyakatsizliğinin, vizyonsuzluğunun, başarısızlığının ve haksızlıklarının hâlâ devam edebildiğini görüyoruz. En kötüsü de; hâlâ başımıza musallat olan, bizi, siyasi faaliyetleri, demokrasimizi ve hukuku önemli ölçüde kısıtlayan Siyasi Partiler Kanunu var. Şunu çok net ifade edebilirim; Türkiye’de Siyasi Partiler Kanunu değişmeden, demokratik kurumsallaşma ve olgunlaşma her zaman eksik kalacaktır.

Eskinin bütün bu olumsuz tablosunu değiştirebilecek tek bir çözüm yolu var. Partimizi iktidar, Genel Başkanımızı da Cumhurbaşkanı yapabilmek!

İYİ Parti’nin iktidarı; liyakate, başarıya ve somut hedeflere odaklanan, vizyoner bir model oluşturacak.

İYİ Parti’nin iktidarı; Türkiye’de hukukun üstünlüğünü, adaleti, demokrasiyi, kaybolan insan haklarını ve toplumsal yapıdaki çözülmeyi onaracak ya da gerekirse en baştan inşa edecek!

İYİ Parti’nin iktidarı; kişilere ve güce sadakati değil; Ülkeye ve Millete sadakati sağlayacak.

İYİ Parti’nin iktidarı; Türk milliyetçiliği üzerindeki gölgeleri kaldıracak, Türk milliyetçiliğini daha kentli, daha yenilikçi, daha cesur, daha genç ve daha vizyoner olarak yeniden tanımlayacak!

İYİ Parti’nin iktidarı, Türkiye’de kurulu statükoya karşı her zaman, her ölçüde mücadele edecek, eskinin kalıplaşmış alışkanlıklarını, anlayışlarını yerle bir edecek!

Biz, bu mücadelede yönümüzü geleceğe çevirdik, kökümüzü geçmişimize ve medeniyetimize dayandırdık.

Bu zamana kadar ilham aldığımız her isim, statükoya karşı mücadele ederken, her türlü bedeli de ödedi.

Arap yarımadasının ortasında, büyük bir yozlaşma ortamının içerisinde kendisini bulan Hazreti Muhammed, en başta mevcut aşiret statükosuna karşı büyük bir mücadele vererek, güzel bir mücadele örneği göstererek yenilikçi yönünü ortaya koydu.

Türkçülüğü sistemli bir hâle getirerek, düşünce dünyamızı zenginleştiren Ziya Gökalp, diğer statükocu düşüncelere karşı büyük bir mücadele adamıydı.

Fikir akımlarıyla ilgili çalışmalarıyla ufkumuzu açan, Türk Ocağı’nda görevli olduğu yıllarda verdiği Serbest Halk Dersleriyle, statükocu cehalete karşı mücadele etti.

Ulu önder, Gazi Mustafa Kemal Atatürk; İstanbul’dan Samsun’a çıktığında, omzundaki şerefli Türk subayı apoletleriyle, hem saltanat statükosuna hem de işgalci güçlere karşı mücadelenin başını çekti.

Bir trafik kazasında yitirdiğimiz Dündar Taşer, Türk milliyetçiliği ve Türk tarihi konusundaki düşünceleriyle bizlere ilham oldu, statükoya verdiği manevi düşünce mücadelesiyle akıllarımızda ve ruhlarımızda yer edindi.

Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş, statükoya karşı verdiği mücadele sebebiyle zindanlara atıldı, tabutluklara hapsedildi, tırnaklara çekildi ama asla vazgeçmedi!

Biz de buradan ilan ediyoruz!

İYİ Partimizin iktidarı için, Türkiye’de cesareti ve yenilikçiliği egemen kılmak için, her türlü statükoya karşı topyekûn mücadele ve iyilik bayraktarlığı için elimizden gelen her şeyi yapacağız ve başaracağız, başaracağız, başaracağız!

Pergelin bir ucunu kırmızı çizgilerimize, kültürümüze, medeniyetimize ve geçmişimize yerleştirerek; yeni ufuklara doğru, çağı yakalayan bir bakış açısı çizeceğiz!

Dünyayla barışık, iyi niyetli, insancıl bir Türk Milliyetçiliği tanımı yapacağız; bu kavramı, bu çerçeveyi yeniden oturtacağız!

Gerekirse, her türlü bedeli ödemeye de hazırız!

Önümüzdeki dönem için kurguladığımız strateji ve programları belli sac ayaklarına oturtacağız. Bu sac ayakları, popülist politikalara, gündelik işlere, günü kurtarmaya dayalı olmayacak. Hele hele, yerele asla sıkışmayacak. En önemlisi, iktidara giden en önemli yol İstanbul’dan geçer şiarına uygun olarak, Genel merkezimizle oluşturduğumuz koordinasyonla ulusal politikaya entegre olacak.

En başta, teşkilatlanma modeli üzerinde yeni bir düzenleme geliştireceğiz. Türkiye’de siyaset, büyük çoğunlukla dikey bir modelde oluşturulan hiyerarşiyle geliştiriliyor. Bunu, bir an önce yatay bir modele dönüştürmeli ve siyaseti, tabanda daha geniş alanlara yaymalıyız. Bunun için en başta mahalle teşkilatlarına ağırlık vereceğiz. İstanbulumuzun 39 ilçesindeki mahalle teşkilatlarını, kuracağımız yeni modelde, uygun mahalle başkanlarıyla buluşturacak ve ilçe başkanlarımızın yükünü hafifleterek yeni bir teşkilat ağı oluşturacağız. Bu ağda, ben il başkanı olarak, 39 ilçedeki mahalle başkanlarını tek tek tanıyacağım, bileceğim ve çalışmalarını takip edeceğim. İlçe başkanlarımızın koordinasyonuyla, ilgili ilçedeki mahalle başkanlarımızla düzenli olarak bir araya geleceğiz. Şu ana kadar birçok ilçemizdeki mahalle muhtarıyla buluştum. Artık mahalle başkanlarımızı, mahalle muhtarlarıyla da irtibatlandıracağız ve yerel yönetimlerde, en küçük idari birimden başlayarak İstanbulumuzun sorunlarını, problemlerini mahalle mahalle tespit edecegiz. İnanın bu, hem ilçe başkanlarımızı hem de il yönetimimizi inanılmaz rahatlatacak ve geliştirecek. 

Güncelleme Tarihi: 28 Temmuz 2020, 19:34
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER