“Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde tarihi rolüne uygun olarak dünya siyasetinde var olan, özgüvenini yeniden kazanan bir Türkiye var artık.”

AK Parti İstanbul Milletvekili İsa Mesih Şahin ile bir söyleşi yaptık. Sorularımıza içtenlikle cevap veren Şahin, dergimizin hayırlı ve uzun soluklu olmasını diledi.

AK Parti’de siyasete başlama hikâyenizden biraz bahseder misiniz?

Benim siyasetle tanışmam, üniversite okumak için İstanbul’a geldiğim yıllara uzanıyor.

Yeni bir şehir, yeni bir hayat… Ama ne yapmak istediğim konusunda tereddüdüm yoktu. Lisede okurken hep “İstanbul’da hukuk okuyacağım ve siyasetle ülkeye hizmet edeceğim” diyordum.

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesine geldiğimde ilk işim AK Parti’nin üniversite teşkilatına katılmak oldu. O gün içinden girdiğim kapı, yıllar içinde hayatımın yönünü belirledi.

Önce Üniversiteler Teşkilatı ve Gençlik Kollarında başlayan siyaset hikâyesi… Sonra 2019 yılına kadar ilçe yönetiminde çeşitli kademelerde görevler, Seçim Koordinasyon Başkanlığı gibi sınavlar… 2014 yılında 32 yaşındayken AK Parti İstanbul’un en genç ilçe başkanı olarak başlayan Kadıköy İlçe Başkanlığı sınavım…

Siyaseti toplantı salonlarından önce sokakta öğrendim. Bir esnafın derdini dinlemeyi, bir gencin fikrine kulak vermeyi, üstlendiğiniz işi sonuç alana kadar takip etmeyi orada öğrendim.

Teşkilatçılığın ne olduğunu, büyük hedeflere güçlü bir ekip motivasyonuyla ulaşabileceğini bir siyaset okulu olan AK Parti’de öğrendim.

Bugün geriye dönüp baktığımda, üniversite yıllarında attığım o ilk büyük adımdan bana kattığı en büyük şeyin, insanlarla kurduğum güçlü bağlar olduğunu görüyorum.

Dünya’nın en büyük Sivil Toplum Kuruluşu olan AK Parti’de siyaset yapmanın zorlukları var mı?

“Olmaz mı? Sadece Milletvekili olarak değil bir teşkilat mensubu olarak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı temsil etmek başlı başına ağır bir sorumluluk.

Sabah gözünüzü açıyorsunuz, Cumhurbaşkanımız başka bir ülkede Türkiye adına temaslarda bulunuyor. Sonra bir bakıyorsunuz, ülkemizin bir ilçesinde vatandaşlarımızla buluşmuş, bir açılış programına katılmış. Böyle bir çalışma temposunun içinde görev alıyorsanız siz de yerinizde duramazsınız.

Yine 2001’de kuruluş kodlarında vurguladığımız gibi ‘mazisi insanlık tarihi kadar eski büyük milletimizin selameti ve ayrıca yaşatmak ve yüceltmek arzusunda olduğumuz devletimizin bekası için’ bu çatı altında siyaset yapmak bizim için tarihi bir sorumluluk.

Bu sorumluluğu taşımak zor şey elbette. Ancak biz zor olana talip olan insanlarız.

Vatandaş size ulaştığında dinleyecek, elinizden geleni yapacak, konunun peşini bırakmayacaksınız. Bazen tek bir mesele için günlerce uğraşırsınız. Sonuç aldığınızda duyduğunuz memnuniyet de bütün o yorgunluğu unutturur.

Ben bu sorumluluğu taşımaktan, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’la birlikte Türkiye Yüzyılının inşa eden ekibin bir parçası olmaktan gurur duyuyorum.

Bu gurur, tüm zorlukları unutturuyor.”

Türkiye’de ekonomik sıkıntı süreci devam ediyor, sizce hükümet bu sıkıntıların üstesinden gelebilecek mi?

Bugün etrafımızı saran bir ateş çemberi var, buna rağmen güçlü kadrolarımızla aynı kararlılıkla çalışıyoruz.

Ben Türkiye’nin bu sürecin de üstesinden geleceğine inanıyorum. Zira milletimiz AK Parti iktidarında bolluk, bereket ve zenginleşme dönemi yaşamış ve hayat standardının nasıl arttığını görmüştür. Her ne kadar bugün savaş, deprem vs. harici sebeplerle bir kriz yaşanıyor olsa da biz bunları bir mazeret olarak görmeyeceğiz ve milletimizin rahatlatacağı bir ekonomik iklimi ortaya koyacağız.

Vatandaşımız müsterih olsun; geçmişte yaptık, yine yapacağız. Hatta vatandaşımızın diline pelesenk olmuş bir cümleyle bitireyim: “Yaparsa AK Parti yapar.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dış politikada başarılı bir lider portresi çiziyor, bunu neye bağlıyorsunuz?

Bana göre bunun temelinde üç özellik var: Samimiyet, çalışkanlık ve zor meselelerde sözünü sakınmamak.

Cumhurbaşkanımız Türkiye’nin çıkarlarını her masada savunuyor. Aynı zamanda, zulüm karşısında sesini yükseltiyor. Türkiye’nin mazlumlar için bir ümit olması, onun dış politika anlayışından ayrı düşünülemez.

Son BM Genel Kurulu konuşması bunun örneğiydi. Filistin halkının yaşadıklarını anlattı; ardından Birleşmiş Milletlerin krizler karşısındaki yetersizliğini ve Güvenlik Konseyinin yapısını eleştirdi.

Uluslararası hukukun güçlüye başka, zayıfa başka uygulanmasına itiraz etti. Cumhurbaşkanımızın sözleri bu yüzden dikkatle dinleniyor.

Sayın Cumhurbaşkanımız Türkiye adına konuşurken haksızlığa uğrayanların sesini de o kürsüye taşıyor. Hasılı Türkiye’nin tarihi rolünün hakkını veriyor.

Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde tarihi rolüne uygun olarak dünya siyasetinde var olan, özgüvenini yeniden kazanan bir Türkiye var artık.