Son dönemde art arda gelen operasyonlar, yalnızca kamu kurumlarını değil, özel sektörü de kapsayan daha geniş bir denetim sürecinin işaretlerini veriyor.

Atılan adımlar, kamuoyunda bir yandan hukuki süreçler olarak değerlendirilirken, diğer yandan “herkese dokunulacak” mesajı olarak okunuyor. Görünen o ki, devlet mekanizması hem kamu tarafında hem de piyasa düzeninde yeni bir hassasiyet dönemine giriyor.

Külliye kulislerinde konuşulan ve son günlerde sıkça dillendirilen “hatası olanları affetmeyin” vurgusu, bu sürecin merkezinde yer alıyor. Yine kulis bilgilerine göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın özellikle kamu kaynaklarının kullanımı, ihale süreçleri, görev ve yetki sorumlulukları konusunda tavizsiz bir tutum istediği ifade ediliyor. Bu yaklaşım, yalnızca kamu görevlilerini değil, kamu ile iş yapan özel sektör temsilcilerini de yakından ilgilendiriyor.

Bugüne kadar denetimlerin daha çok kamuda yoğunlaştığı algısı varken, son gelişmeler özel sektör açısından da şeffaflık, kayıt dışılıkla mücadele ve etik sorumluluk başlıklarını öne çıkarıyor. Kamu projelerinde yer alan şirketlerden, teşvik ve destek alan firmalara kadar geniş bir yelpazede artık “alışılmış” yöntemlerin sorgulandığı bir döneme girilmiş durumda. Kuralların esnetildiği alanların daraltılması, piyasanın sağlıklı işlemesi açısından da kritik görülüyor.

Yerel ölçekte bakıldığında bu tablo daha da somut hale geliyor. Belediyelerle iş yapan firmalar, iştirakler, taşeron yapılar ve yerel tedarik zincirleri, yalnızca hizmet üretiminde değil, süreç yönetiminde de denetim altında. Aynı şekilde kamu yöneticileri için de dönem, sadece proje açıklamakla değil; alınan kararların hukuki ve vicdani karşılığını göstermekle ölçülüyor.

Bu sürecin toplumsal karşılığı ise net: Vatandaş, kamu gücünü kullanan ya da kamu ile temas eden herkesin eşit kurallara tabi olmasını istiyor. Denetimlerin kişilere ya da dönemsel gündemlere göre değil, kalıcı bir devlet refleksi haline gelmesi beklentisi giderek güçleniyor. Gerçekten hatası olanla, işini doğru yapanın ayrıştığı bir sistem hem kamu düzenini hem de ekonomik güven ortamını besler.

Özetle verilen mesaj açık: Kamu ya da özel fark etmeksizin, yetkiyle birlikte sorumluluk da geliyor. Ayrıcalıkların değil, kuralların konuşulduğu; kapalı kapıların değil, şeffaflığın esas alındığı bir anlayış öne çıkıyor. Önümüzdeki süreç, bu anlayışın ne ölçüde kalıcı olacağını gösterecek.