Türk siyasetinde son günlerde yaşanan gelişmeler, yalnızca birkaç belediye başkanının parti değiştirmesinden ibaret değildir. Özellikle CHP’den ayrılarak AK Parti saflarına katılan belediye başkanları, muhalefetin içinde uzun zamandır devam eden yönetim ve siyaset anlayışı tartışmalarını yeniden görünür hale getirmiştir.

Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl, Çekmeköy Belediye Başkanı Orhan Çerkez ve Şile Belediye Başkanvekili Sacit Aslan’ın AK Parti’ye katılması bunun son örneklerinden biri oldu. Bu geçişlerin önümüzdeki dönemde devam edip etmeyeceğini hep birlikte göreceğiz.

Ancak asıl üzerinde durulması gereken mesele, belediye başkanlarının hangi rozeti taktığından çok neden böyle bir karar aldıklarıdır.

Bugün CHP içerisinde yaşanan tartışmalar, parti içindeki görüş ayrılıkları ve belediye yönetimleri üzerinden yürüyen gerilimler artık kamuoyunun yakından takip ettiği bir konu haline gelmiştir. Bir tarafta parti yönetimi, diğer tarafta farklı siyasi çizgileri savunan gruplar ve belediye başkanları bulunuyor. Bu görüntü, CHP açısından ciddi bir siyasi birlik sorununu beraberinde getiriyor.

Vatandaş ise bütün bu tartışmaların dışında çok daha basit bir şey istiyor: Hizmet.

Çünkü belediyecilik ideolojik tartışmalarla değil, vatandaşın günlük hayatına dokunan çalışmalarla ölçülür.

Sokağınız temiz mi? Yolunuz yapılıyor mu? Ulaşım sorununuz çözülüyor mu? Parkınız, sosyal tesisiniz, kültür merkeziniz var mı? İhtiyaç sahibi vatandaşın kapısı çalınıyor mu? Gençlere, çocuklara ve yaşlılara yönelik hizmet üretiliyor mu?

Belediyeciliğin gerçek ölçüsü budur.

AK Parti’nin Türk siyasetindeki en önemli tecrübelerinden birinin yerel yönetimler olduğu gerçeğini göz ardı etmemek gerekir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminden başlayan belediyecilik anlayışı, yıllar içerisinde AK Parti siyasetinin temel unsurlarından biri haline geldi.

AK Parti'nin yıllardır üzerinde durduğu “eser ve hizmet belediyeciliği” anlayışının vatandaşta karşılık bulmasının nedeni de budur. Belediyeyi yalnızca rutin işleri yerine getiren bir kurum olarak değil; sosyal politikalardan ulaşıma, altyapıdan çevreye, kültürden şehircilik yatırımlarına kadar hayatın her alanında vatandaşın yanında olması gereken bir yapı olarak görmek gerekir.

Bugün başka partilerden seçilmiş belediye başkanlarının AK Parti’ye yönelmesini değerlendirirken bu yerel yönetim tecrübesini de hesaba katmak gerekiyor.

Elbette parti değiştiren her belediye başkanının kararı kendi siyasi sorumluluğundadır. Seçmenin iradesi açısından bu geçişlerin tartışılması da demokrasinin doğal bir parçasıdır. Bir belediye başkanı başka bir partiye geçtiğinde, kendisine oy veren vatandaşların “Neden?” diye sorması son derece doğaldır.

Fakat CHP açısından asıl sorulması gereken soru başka:

Neden belediye başkanları partiden ayrılıyor?

Sadece ayrılan isimleri suçlamak, yaşanan siyasi çözülmeyi açıklamaya yetmez. Parti yönetiminin kendi içinde yaşadığı çekişmeleri, belediye başkanlarıyla ilişkilerini ve yerel yönetim politikasını da sorgulaması gerekir.

Siyasette vatandaş artık kavga görmek istemiyor.

Vatandaş polemik değil proje, mazeret değil çözüm, siyasi hesap değil hizmet görmek istiyor.

Önümüzdeki süreçte belediyelerdeki siyasi hareketliliğin devam etmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Fakat hangi partiden olursa olsun belediye başkanlarının unutmaması gereken bir gerçek var:

O makamlar partilerin değil, milletindir.

AK Parti açısından da yeni katılımlar yalnızca sayısal bir büyüme olarak görülmemelidir. AK Parti rozeti takan her belediye başkanı, beraberinde büyük bir sorumluluk da üstlenmektedir. Çünkü artık kendisinden beklenen, tartışmak değil çalışmak; mazeret üretmek değil eser ortaya koymaktır.

Türkiye’de yerel yönetimlerin geleceğini de sonunda bu anlayış belirleyecektir.

Çünkü belediyecilikte en güçlü propaganda afişler değil, yapılan hizmettir.

Millet söze bakar ama sonunda esere karar verir.